Ready, Steady, Cook Dizisi Nerede Yayınlanıyor?
🎬 Ready, Steady, Cook Detaylı Yayın Kartı
IMDb: 8.0 ⭐
Son dönemde izleyicilerin nerede ve nasıl izleneceğini en çok araştırdığı yapımlardan biri olan Ready, Steady, Cook, Birleşik Krallık menşeli olan ve ekran yolculuğuna ilk kez 24 Ekim 1994 tarihinde başladı. Yönetmen koltuğunda Jane Elsdon-Dew imzasını gördüğümüz, kadrosunda ise Ainsley Harriott gibi isimlerin yer aldığı bu yapım, sürükleyici dünyasıyla dikkat çekiyor.
Eğer Ready, Steady, Cook yapımını kesintisiz ve yüksek kalitede izlemek istiyorsanız, resmi yayın haklarını elinde bulunduran BBC One, BBC Two kanalında keyifle seyredebilirsiniz.
Ready, Steady, Cook Konusu ve Hikaye Detayları
Suriye İç Savaşı (Arapça: الحرب الأهلية السورية, el-Harb'ül-ehliyye es-Suriyye), Mart 2011'de Suriye devlet başkanı Beşşar Esed'in Baas rejimine karşı Arap Baharı protestolarının bir parçası olarak ülke genelinde düzenlenen büyük ölçekli gösteriler ve demokrasi yanlısı mitingler ile başlamıştır. Suriye Ordusu eylem ve ayaklanmaları bastırmak için görevlendirilmiş ve askerler ülke genelinde göstericiler üzerine ateş açmıştır. Çok sayıda protesto, Esed'in emriyle güvenlik güçleri tarafından ölümcül baskınlarla şiddetle bastırılmış; bunun sonucunda çoğu sivil on binlerce kişi gözaltına alınmış ve öldürülmüştür. Suriye'deki ayaklanma, kısa sürede ülke genelinde ilki Albay Riyad Esad tarafından kurulan Özgür Suriye Ordusu olmak üzere çeşitli direniş milislerinin kurulmasıyla genişlemiş ve 2012'de tam bir iç savaşa dönüşmüştür. Çoğunlukla firari askerler ve sivil gönüllülerden oluşan muhalif güçler, merkezi bir liderlik olmaksızın isyana başlamışlardır. 2012 sonlarındaki bir BM raporu, iç savaşın Nusayri Şebbiha milisleri ve Sünni muhalifler arasında süregelen "bariz derecede mezhepsel" bir çatışma olduğunu bildirmiş, fakat hem muhalefet, hem de hükûmet bunu reddetmiştir.
İç savaş, zamanla çok taraflı bir vekâlet savaşına evrildi. 2014 yılında Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD), Doğu Suriye ve Batı Irak'ın kontrolünü ele geçirdi ve bu durum, ABD'yi IŞİD'e karşı hava bombardımanı başlatmaya yöneltti. ABD, YPG liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) kara desteği ve malzeme sağladı. 2014'te ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyon, SDG'yi sahadaki kara gücü olarak kullanarak askerî müdahale başlattı. IŞİD, Rakka ve Deyrizor harekâtlarında yenilgiye uğratıldı. İran, Rusya ve Hizbullah, Baas rejimini askerî olarak destekledi. İran, 2013'te savaşa müdahil oldu. Rusya ise Eylül 2015'te doğrudan askerî müdahalesini başlattı. Muhalif güçler Katar ve Türkiye'den silah aldı. 2013'te Rakka'yı ve 2015'te İdlib'i ele geçirerek Suriye Geçici Hükûmeti'ni kurdular. Türkiye, 2016'dan itibaren Suriye Millî Ordusu ile birlikte YPG ve IŞİD'e askerî harekâtlar düzenledi; Suriye'nin Halep Vilayetinin kuzey kırsalındaki bazı bölgeleri kontrol altına aldı. İdlib Vilayetinde, Hey'et-i Tahrîrü'ş-Şâm, 2017'den 2024'e kadar bölgeyi yöneten teknokrat bir yönetim olan Suriye Kurtuluş Hükûmeti'ni kurdu.
2015'te başlayan Rus askerî müdahalesi Suriye muhalefetinin toprak hakimiyetini istikrarlı bir şekilde geriletti. Aralık 2016'da rejim yanlısı güçlerin dört yıllık Halep Muharebesi'nde elde ettiği zafer ile savaştan önce Suriye'nin en büyük şehri olan Halep'i geri alması savaşın seyrinde büyük bir kırılma noktası idi. Aralık 2019'a gelindiğinde Baas/Rus güçleri, muhaliflerin elindeki kalan tek il olan ve yurt içinde yerinden edilen kişiler ile birlikte 5 milyon nüfusa ulaşan İdlib'i ele geçirerek Suriye İç Savaşı'nı kesin zafer ile sonuçlandırmak amacıyla bir taarruz başlattı. Bu taarruz ile gelişen Baas/Rus ilerleyişi sırasında 27 Şubat 2020'de 34 Türk askerinin ölümüne yol açan rejim saldırısı yaşandı. Türkiye, karşılık olarak Bahar Kalkanı Harekâtı'nı başlatarak Baas rejimi güçlerine ağır kayıplar yaşattı ve Baas-Rus güçlerinin muhalif Suriyeli sivil halkı Türkiye'ye "sürme" projesini engelledi.
6 Mart 2020'de Türkiye cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya cumhurbaşkanı Vladimir Putin arasında İdlib ateşkesine ilişkin anlaşma imzalandı. Bu süreçte, Türk Silahlı Kuvvetleri İdlib'in çevresinde çok sayıda gözlem noktası kurarak muhaliflerin kontrolündeki son şehri rejim taarruzuna karşı güvence altına aldı. Mart 2020 İdlib ateşkesinin ardından Esed rejimi ile muhalifler arasındaki cephe çatışmaları büyük ölçüde azaldı ve Suriye iç savaşı toprak kontrolünün neredeyse hiç değişmediği uzun süren bir sönümlenme dönemine girdi. 2023'e gelindiğinde iç savaş büyük ölçüde çıkmaza girmişti; rejim değişikliği umutları tükenmiş, barış görüşmeleri sonuçsuz kalmıştı. Bölgedeki bazı hükûmetler Esed ile diyaloğa girme konusundaki tutumlarını değiştirmeye başladı. Ülkenin yaklaşık üçte ikisini kontrol eden Esed'in iktidarı güvence altına alınmış gibi görünüyordu.
27 Kasım 2024'te Hey'et-i Tahrîrü'ş-Şâm (HTŞ) liderliğinde ve Türkiye destekli silahlı grupların da katıldığı Suriye muhalif gruplarından oluşan bir koalisyon, Suriye hükûmetine karşı beklenmedik bir taaruz başlattı. Saldırı, Esed hükûmetinin kilit müttefikleri olan Rusya, İran ve Hizbullah'ın diğer çatışmalar (Şubat 2022'de başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı ve Ekim 2023'te patlak veren Orta Doğu krizi) nedeniyle zayıflamasının ardından gerçekleşti. Üç gün içinde Halep'in ele geçirilmesi ülke genelindeki devrimcilere ivme kazandırdı.Ardından Hama, 5 Aralık'ta ve Humus, 7 Aralık'ta devrimcilerin eline geçti. Güney Operasyonları Odası, Deraa'da hükûmete bir taarruz başlattı ve Şam'ın güney banliyölerine doğru ilerlemeye başladı, Palmira'yı ele geçiren Suriye Özgür Ordusu ise doğudan Şam'a yaklaştı. Şam, 8 Aralık'ta isyancıların eline geçti ve HTŞ, Esed'in Moskova'ya kaçmasıyla birlikte 61 yıllık Baas rejiminin sonunu ilan etti. HTŞ lideri Ahmed eş-Şara, Suriye'nin fiili lideri oldu ve Muhammed el-Beşir başbakanlığında bir geçiş hükûmeti kurdu.
Raporlara göre savaş boyunca on binlerce muhalif devlet hapishanelerinde hapsedilmiş, bu göstericiler sistematik işkenceye ve teröre maruz bırakılmıştır. Savaşta %88'i Esed rejimi ve müttefikleri tarafından olmak üzere 219-306 bin sivil öldürüldü. Sivil ve savaşçı toplam can kaybı 470-610 bine ulaştı ve bu, Suriye iç savaşını 21. yüzyılın en ölümcül savaşlarından biri hâline getirdi. Ayrıca, milyonlarca insanın Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Almanya'ya sığınması büyük bir mülteci krizine yol açtı.
Suriye 1946 yılında bağımsızlığını kazanmıştır. 1949 yılında CIA destekli bir darbe ile demokratik hükûmet devrilmiş ve bunu iki ayrı darbe daha takip etmiştir. 1954 yılında bir halk isyanı ile askerî iktidar devrilmiş ve iktidar sivillere geçmiştir; 1958 yılından 1961 yılına kadar Mısır'la süren kısa bir birleşme deneyimi sırasında Suriye'nin parlamenter sistemi son derece merkezi bir başkanlık sistemi ile ikame edilmiştir. 1963 yılında Suriye Baas Partisi bir darbe ile iktidarı ele geçirmiştir. 1966 yılında başka bir darbe ile partinin gelenekçi liderleri devrilmiştir. Bir Islahi Devrim ile Savunma Bakanı General Hafız Esed, Kasım 1970 tarihinde gücü ele geçirmiş ve Suriye Başbakanı olmuştur. Mart 1971 tarihinde Esed kendisini Başkan ilan etmiş ve 2000 yılındaki ölümüne kadar devam edecek olan Hafız Esed yönetimi başlamıştır. Bu tarihten itibaren Suriye Baas Partisi, Suriye'yi bir tek parti rejimi olarak idare etmiştir.
Esed ailesi, Şii İslam'ın bir kolu olan, Suriye toplumunun tahminen %12'lik bir kısmını oluşturan Nusayri azınlığa mensuptur. Aile, Suriye'nin güvenlik güçlerini sıkı bir kontrol ile elinde tutmuş ve bu yüzden ülkenin dörtte üçünü oluşturan Sünni çoğunluk üzerinde bir "dargınlığa" sebep olmuştur. Savaştan önce hükûmet aleyhtarlığının en yüksek olduğu yerler, çoğunlukla dindar Sünnilerin ikamet ettiği ülkenin fakir kısımları olmuştur. Devletin ekonomik politikaları çoğunlukla hükûmetle yakın ilişkilere sahip küçük bir azınlığına fayda sağlamıştır.
Suriye'de insan hakları konusu uzun süre uluslararası organizasyonlar ve bağımsız kuruluşlar tarafından sert eleştirilere konu yapılmıştır. Ülke 1963 yılından itibaren olağanüstü hâl altında idare edilmiş ve bu durum, güvenlik güçlerine olağandışı tutuklama ve gözaltı yetkileri vermiştir. Beşşar Esed, yaygın kabule göre, demokratik reformlar konusunda başarısız olmuştur; 2012 yılındaki bir İnsan Hakları İzleme Örgütü raporuna göre Beşşar Esed iktidarı devraldığından beri rejimin antidemokratik doğasında herhangi bir iyileşme sağlanamamıştır.
İsyandan önce ülkede ifade hürriyeti, toplanma hürriyeti ve örgütlenme hürriyeti sıkı şekilde kontrol altında tutulmuştur. 2006'dan itibaren muhaliflere uygulanan seyahat yasakları artırılmıştır; bu yasaklar Arap dünyasındaki en ağır seyahat yasakları olarak tanımlanmıştır. Hükûmet güçleri, insan hakları savunucularını ve diğer hükûmet muhaliflerini baskı altında tutmuş ve hapsetmiş, sınırsız süre boyunca hapis cezasına mahkûm etmiş, kötü hapishane koşullarında tutmuş, işkenceye maruz bırakmış ve öldürmüştür. Birleşmiş Milletler, 10'lu yaşlarındaki ve daha küçük yaştaki erkek çocukların Suriye güvenlik güçleri tarafından toplu halde tecavüze uğradıklarını belgelemiştir. İnsan Hakları İzleme Örgütü bir başka raporunda, 2010 yılında dünyada en kötü insan hakları durumunun Suriye'de olduğunu bildirmiştir. Tüm medya organlarının Baas Partisinin kontrolü altında bulunduğu ülkede gazeteciler ve bloggerlar sistematik olarak tutuklanmış ve yargılanmıştır.
Aralık 2010'da Tunus'ta hükûmet karşıtı gösterilerle başlayan toplumsal hareketler, kısa süre içinde Suriye de dâhil olmak üzere Arap dünyasının büyük bölümüne yayılmıştır. Bu süreçte Mısır, Tunus, Yemen ve Libya'da rejim değişikliğiyle sonuçlanan devrimler yaşanmış; diğer Arap ülkelerinde ise hükûmet değişiklikleri, anayasa reformları ve toplumsal-siyasal yapıda köklü dönüşümler meydana gelmiştir.
İsyan ilk olarak, Arap Baharı'ndan etkilenerek, Ocak 2011 tarihinden itibaren küçük gösteriler halinde başlayıp büyüyerek, yolsuzluğa ve insan hakları ihlallerine karşı bir sivil başkaldırı olarak başlamıştır. Geniş çaplı gösteriler ise 15 Mart 2011 tarihinde güney şehri Dera'da ortaya çıkmıştır, bu yüzden Dera ilerleyen safhalarda "Devrimin Beşiği" olarak anılmıştır; bu gösteriler kısa sürede ülke çapına yayılmıştır. Dera şehrindeki bu protestolar, 6 Mart'ta, aralarında Muaviye Sayasna'nın da bulunduğu 15 genç öğrencinin hükûmet karşıtı grafiti yazdıkları için hapsedilmesi ve işkence görmesiyle patlak vermişti. Duvar yazısında yakın zamanda Tunus'taki Zeynel Abidin Bin Ali ve Mısır'daki Hüsnü Mübarek rejimlerinin halk protestoları ile devrilmesine ve daha önce Birleşik Krallık'ta göz doktorluğu eğitimi alan Beşşar Esed'e doğrudan gönderme yapan şu cümle yer alıyordu:
"Sıra sana geldi, doktor" ("أجاك الدور يا دكتور" Ecâk ed-devr yâ duktûr)
Çocuklar ayrıca, Arap Baharı'nın mottosu olan şu sloganı da sprey boyayla yazmışlardı: "Halk rejimin devrilmesini istiyor" ("الشعب يريد إسقاط النظام " Eş-şaab yurid ıskat'en-nizam). Şehrin güvenlik şefi ve Devlet Başkanı Esed'in kuzeni Atıf Necib komutasındaki güvenlik güçleri, iddia edilen failleri toplayarak ve bir aydan uzun süre gözaltında tutarak hızla karşılık verdi. Bu durum, Dera Vilayeti'nde hızla diğer illere yayılan büyük çaplı protestoları tetikledi. İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne röportaj verenlerin verdiği bilgilere göre, Dera'daki protestolar büyük ölçüde barışçıl bir şekilde başlamıştı. Göstericiler genellikle zeytin dalı taşıyor, silahları olmadığını göstermek için gömleklerinin düğmelerini açıyor ve güvenlik güçlerine tehdit oluşturmadıklarını belirtmek için "barış, barış" sloganları atıyorlardı.
Ayaklanmalar devam ederken, Suriye hükûmeti direnişi bastırmak için büyük askeri operasyonlar başlatmaya başladı. 25 Nisan'da, ayaklanmanın odak noktası haline gelen Dera, Suriye Ordusu tarafından kuşatılan ilk şehirlerden biriydi. Dera Kuşatmasında tahminen yüzlerce ila 6.000 asker konuşlandırıldı, göstericilere gerçek mühimmat ateşledi ve ev ev protestocuları arayarak yüzlerce kişiyi katletti. Esed hanedanına sadık Şebbiha paralı askerleri de Esed rejimi tarafından ülke genelindeki kasaba ve şehirlere Suriyeli sivillere karşı şiddet uygulamak için konuşlandırıldı. Baasçı askeri aygıtın hedef aldığı nüfusların evlerini, işyerlerini ve ekonomik varlıklarını yağmaladılar. Tanklar ilk kez göstericilere karşı kullanıldı ve keskin nişancılar camilerin çatılarına mevzilendi. Göstericiler için karargah olarak kullanılan camiler özellikle hedef alındı. Güvenlik güçleri su, elektrik ve telefon hatlarını kesmeye, un ve yiyeceklere el koymaya başladı. Silahlı protestocular ve firarî askerlerin de aralarında bulunduğu muhalif güçlerle ordu arasında çıkan çatışmalar yüzlerce kişinin ölümüne yol açtı. 28 Nisan'a gelindiğinde Suriye Arap silahlı kuvvetleri tüm iletişim kanallarını kapatmış ve Dera şehrini tamamen kuşatmıştı; bu da şehir halkının zorla aç bırakılmasına yol açtı.
29 Nisan'da, Hamza Ali el-Hatib adlı 13 yaşındaki bir çocuk, Saida köyünde düzenlenen protestolar sırasında Baasçı muhaberat güçleri tarafından tutuklandı. Hamza, yaklaşık bir ay boyunca polis nezaretinde tutuldu ve burada düzenli olarak işkenceye ve vücudunun parçalanmasına maruz kaldı. Baas muhaberatı, 24 Mayıs'ta Hamza Ali el-Hatib'in işkence görmüş ve parçalanmış cesedini aile üyelerine teslim etti. Hamza'nın parçalanmış cesedinin bir videosu internete yüklendi ve bu durum, Dera'da büyük çaplı protestolara yol açtı. Bu protestolar sırasında bölge sakinleri askeri ablukaya meydan okuyarak polis baskısını protesto etmek için kalabalık gruplar halinde sokağa çıktı.
6 Mayıs 2011 Cuma günü, Suriye ordusu tanklar ve askerlerle Suriye'nin üçüncü büyük şehri olan 650.000 nüfuslu Humus'a saldırı ve işgal başlattı. 12 Mayıs'a kadar 37 sakini öldürdükleri, su ve sağlık hizmetlerini kestikleri, yüzlerce sakini tutuklamak için ev ev baskınlar düzenledikleri ve şehri bombaladıkları bildirildi. 13, 20, 21, 27 ve 29 Mayıs'ta yine 21 protestocunun güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğü bildirildi.
7 Mayıs'ta, Suriye Ordusu birlikleri Baniyas'a üç yönden kuşatmaya aldı. Sünni mahallelerine operasyonda yoğun ateş açıldı. 8 Mayıs'ta Suriye Donanması botları şehrin kıyı şeridine yakın yerlerde mevzilenirken, özel kuvvetler şehrin kuzey kesimine girdi ve yoğun ateş açtı. 14 Mayıs'ta sona eren kuşatmada Baas rejimi 10 protestocu öldürdü.
15 Mayıs 2011'de Suriye Arap Ordusu, Telkele kasabasını kuşatmaya başladı. Sekiz sivil öldürüldü ve en az 2.000 kişi şehirden Lübnan'a kaçmaya çalıştı. Daha sonra, Suriye Arap Ordusu birliklerinin kasaba sakinlerini katlettiği yönünde haberler çıktı.
Haziran ve Temmuz 2011'de, hükûmet güçlerinin protestoculara defalarca ateş açması, gösterilere karşı tank kullanması ve tutuklamalar gerçekleştirmesiyle protestolar devam etti. Haziran başında Er-Resten ve Telbise kasabaları kuşatıldı. Rejim güçleri, Er-Resten sakinlerine karşı acımasız saldırılar düzenleyerek nüfusun %80'inden fazlasını yerinden etti. Yerinden edilen sivilleri "silahlı terörist gruplar" olarak nitelendiren Suriye Arap Silahlı Kuvvetleri, yakın bölgelere sığınan sivillere yönelik saldırılarını genişletti ve 127 kişinin ölümüne yol açtı.
3 Haziran'da yaklaşık 30.000 protestocu Cisr eş-Şuğur'da yürüdü. Güvenlik güçleri kalabalığı göz yaşartıcı gaz ve havaya ateş açarak dağıttı. 4 Haziran 2011'de Suriye Arap Ordusu Cisr eş Şuğur şehrine askeri bir saldırı başlattı ve yüzlerce sivili öldürdü. Şehir halkı insan kalkanları oluşturarak işgali savuşturmaya çalıştı. Baasçı komutanlar göstericilere ateş açma emri verdiğinde, yüzlerce asker itaat etmeyi reddetti ve ordudan kaçtı. Suriye ordusu durumun kontrolünü kaybedince, Esed hükûmeti kaçan askerlere ve gösterici kalabalığına ateş açmak için helikopterler gönderdi. Şehre yönelik saldırı 12 Haziran 2011'e kadar sürdü.
3 Temmuz'da, Suriye tankları, şehrin Beşşar Esed'e karşı en büyük gösteriye tanık olmasından iki gün sonra Hama'ya konuşlandırıldı. Temmuz sonunda Baasçı askerî güçlerin kalabalık sakinlere ateş açması ve şehrin sokaklarını tanklar ve ağır silahlarla bombalaması sonrasında Hama şehrinde en az 95 sivil katledildi. Temmuz ayı sonuna kadar, BM insan hakları örgütü sivil ölüm sayısının yaklaşık 2.000 kişi olduğunu tahmin etti.
29 Temmuz 2011'de, Suriye Silahlı Kuvvetleri'nden ayrılan Albay Riyad Esad liderliğindeki bir grup subay Özgür Suriye Ordusu'nu (ÖSO) kurdu. ÖSO, protestocuları korumayı ve nihayetinde Beşşar Esed rejimini indirmeyi amaçlıyordu.
31 Temmuz'da, "Ramazan Katliamı" adlı ülke çapında bir operasyon, en az 142 kişinin ölümüne ve yüzlerce kişinin yaralanmasına yol açtı. 23 Ağustos'ta, Suriye Ulusal Konseyi adlı hükûmet karşıtı gruplardan oluşan ve merkezi Türkiye'de olan bir koalisyon kuruldu.
Ağustos 2011 boyunca hükûmet güçleri büyük kent merkezlerine ve çevre bölgelere baskınlar düzenledi ve protestoculara saldırmaya devam etti. 14 Ağustos'ta, Suriye Donanması'nın ilk kez askeri müdahaleye dahil olmasıyla Lazkiye Kuşatması devam etti. Zırhlı birliklerle desteklenen kara birlikleri ve güvenlik güçleri çeşitli mahallelere baskın düzenlerken, savaş gemileri Lazkiye'nin kıyı bölgelerine ağır makineli tüfeklerle ateş açtı. Ağustos ayı sonunda başlayan Ramazan Bayramı kutlamaları, güvenlik güçlerinin Humus, Dera ve Şam banliyölerinde toplanan protestoculara ateş açmasının ardından sessizliğe gömüldü.
Eylül 2011'e gelindiğinde, Suriyeli isyancılar Suriye'nin birçok bölgesinde aktif bir isyan kampanyası yürütüyordu. ÖSO ile Suriye Silahlı Kuvvetleri arasında er-Resten'de büyük bir çatışma yaşandı. 27 Eylül-1 Ekim tarihleri arasında, tanklar ve helikopterlerin desteğiyle Suriye hükûmet güçleri, ordudan kaçanları kovmak amacıyla Humus Vilayetine bağlı er-Resten kasabasına bir saldırı düzenledi. hükûmet güçleri ile ÖSO arasındaki 2011 Resten Muharebesi, o zamana kadarki en uzun ve en yoğun çatışmaydı. Bir hafta sonra, ÖSO er-Resten'den geri çekilmek zorunda kaldı. hükûmet güçlerinden kaçınmak için ÖSO lideri Albay Riyad Esad Türkiye'ye çekildi. İsyancıların çoğu yakındaki Humus şehrine kaçtı.
Ekim 2011'de ÖSO, Türk hükûmetinden aktif destek almaya başladı ve bu da isyancı ordunun komuta ve karargâhını ülkenin güneyindeki Suriye sınırına yakın Hatay ilinden, saha komutasını ise Suriye içinden yönetmesine olanak sağladı.
Ekim 2011'de, hükûmet güçleri ile firar eden ordu birlikleri arasında çatışmalar düzenli olarak bildiriliyordu. Ayın ilk haftasında, İdlib Vilayetinin dağlarındaki Cebel el-Zaviye'de devam eden çatışmalar bildirildi. Suriyeli isyancılar ayrıca İdlib şehrinin çoğunu ele geçirdi.
Kasım 2011 başlarında, kuşatma devam ederken Humus'ta ÖSO ile güvenlik güçleri arasındaki çatışmalar tırmandı. Altı gün süren bombardımanın ardından, Suriye Ordusu 8 Kasım'da şehre saldırdı ve bu da birçok mahallede şiddetli sokak çatışmalarına yol açtı. Humus'taki direniş, diğer kasaba ve şehirlerde görülenden çok daha büyüktü ve muhaliflerin bir kısmı şehri "Devrimin Başkenti" olarak adlandırdı. Dera ve Hama'daki olayların aksine, Humus'taki operasyonlar huzursuzluğu bastırmakta başarısız oldu.
Kasım ve Aralık 2011'de muhalif güçlerin sayısı arttıkça isyancı saldırılarında artış görüldü. İki ay içinde ÖSO, Şam'ın Harasta banliyösünde bir hava kuvvetleri istihbarat kompleksine, İdlib Vilayeti ve Şam'daki Baas Suriye Bölge Şubesi gençlik karargahına, Humus Valiliği'ndeki bir hava üssüne ve İdlib'deki bir istihbarat binasına ölümcül saldırılar düzenledi. 15 Aralık'ta muhalif savaşçılar, güvenlik güçlerine yönelik bugüne kadarki en büyük saldırılardan birinde, Dera çevresindeki kontrol noktalarına ve askeri üslere pusu kurarak 27 askeri öldürdü. Muhalefet, 19 Aralık'ta İdlib Valiliği'nde başarısız bir firar girişiminin 72 firarinin ölümüyle sonuçlanmasıyla büyük bir yenilgi aldı.
Ocak 2012'de Esed, ayaklanmaya karşı büyük ölçekli topçu operasyonları kullanmaya başladı ve bu da ayrım gözetmeyen bombardıman nedeniyle birçok sivilin evinin yıkılmasına yol açtı. Bu zamana kadar, günlük protestolar, silahlı çatışmanın yayılmasıyla gölgede kalarak azaldı. Ocak ayında Şam banliyölerinde çatışmalar yoğunlaştı ve Suriye Ordusu tank ve topçu kullanımını yaygınlaştırdı. Zabadani'deki çatışmalar, Suriye Ordusu'nun ÖSO varlığını ortadan kaldırmak amacıyla kasabaya saldırmasıyla 7 Ocak'ta başladı. Savaşın ilk aşaması 18 Ocak'ta ateşkesle sona erdikten ve ÖSO'nun kasabayı kontrol altına almasından sonra, ÖSO yakındaki Duma'ya bir saldırı başlattı. Kasabadaki çatışmalar, isyancılar hükûmetin karşı saldırısı sonucunda geri çekilmek zorunda kalana kadar 21-30 Ocak tarihleri arasında sürdü. Suriye Ordusu banliyölerin çoğunu geri almayı başarsa da, yer yer çatışmalar devam etti. 29 Ocak'ta Resten'de çatışmalar yeniden başladı; kasabanın kontrol noktalarında görevli onlarca asker kaçarak hükûmete sadık birliklere ateş açmaya başladı. Muhalif güçler, 5 Şubat'ta kasabanın ve çevresindeki banliyölerin tam kontrolünü ele geçirdi.
3 Şubat'ta Suriye Ordusu, isyancıların elindeki mahalleleri geri almak için Humus'ta büyük bir taarruz başlattı. Mart ayı başlarında, haftalarca süren topçu bombardımanları ve yoğun sokak çatışmalarının ardından Suriye Ordusu, isyancıların kalesi olan Baba Amr ilçesini ele geçirdi. Mart ayı sonuna kadar Suriye Ordusu yarım düzine ilçenin kontrolünü geri alarak şehrin %70'inin kontrolünü ele geçirdi. 14 Mart'ta Suriye birlikleri, İdlib'de günlerce süren çatışmaların ardından muhaliflerden geri aldı.
Aralık 2011'de başlatılan Arap Birliği gözlem misyonu, Suriye Baasçı birlikleri ve muhalif militanların ülke genelinde çatışmaya devam etmesi ve Suriye Baas rejiminin yabancı gözlemcilerin kuşatma altındaki muhalif kaleleri de dahil olmak üzere aktif savaş alanlarını gezmesini engellemesi nedeniyle Şubat 2012'de başarısızlıkla sonuçlandı. Kofi Annan, 2012'nin başlarında BM- Arap Birliği'nin Suriye Özel Temsilcisi olarak görev yapıyordu. 12 Nisan'da, Baas rejimi ve ÖSO olmak üzere her iki taraf da BM arabuluculuğunda bir ateşkes sürecine girdi. Ancak bu süreç başarısızlıkla sonuçlandı. Barış planı Haziran başında fiilen çöktü ve BM misyonu Suriye'den çekildi. Annan, 2 Ağustos 2012'de hayal kırıklığı içinde resmen istifa etti.
25 Mayıs 2012'de 108 kişinin infaz edildiği Hule Katliamının ve ardından ÖSO'nun Baas rejimine karşı ülke çapında saldırılar başlatmasıyla ateşkes fiilen çöktü. 5 Haziran'da, Lazkiye İlinin Haffa ve civar köylerde çatışmalar çıktı. Baas rejimi birlikleri, isyan başladığından beri vilayetteki en ağır çatışmalarda helikopterli silahlı gemilerle desteklendi. Baas rejimi, günlerce süren çatışma ve topçu ateşinin ardından bölgeyi ele geçirdi. 6 Haziran'da El-Kubeyr Katliamında 78 sivil öldürüldü. Baas rejimi, Şebbiha milisleri girmeden önce köyü bombalamaya başladığı bildiridi. BM, 12 Haziran 2012'de Suriye'deki çatışmaların iç savaş olduğunu ilan etti. 22 Haziran'da, bir Türk F-4 savaş uçağı Baas rejimi tarafından düşürüldü ve iki pilot da hayatını kaybetti. Beşşar Esed olaydan dolayı kamuoyu önünde özür diledi ve bir müdahale gerçekleşmedi.
10 Temmuz'da, muhalifler haftalarca süren çatışmaların ardından Humus iline bağlı El-Kuseyr'i Temmuz ortasına gelindiğinde, İdlib iline bağlı Serakib'i ele geçirmişti. Şam'daki çatışmalar yoğunlaştı ve şehri ele geçirmek için büyük bir muhalif hareketi başladı. 18 Temmuz'da Suriye Savunma Bakanı Davud Raciha, eski savunma bakanı Hasan Türkmani ve cumhurbaşkanının kayınbiraderi General Asıf Şevket, Şam'da Liva el-İslam isimli Özgür Suriye Ordusu birliğinin üstlendiği bir intihar bombası saldırısında öldürüldü.
Temmuz ortasında, Şam'a taarruz eden muhalifler iki hafta içinde püskürtüldüler, ancak dış kesimlerde çatışmalar devam etti. Bundan sonra odak noktası Halep'in kontrolü için verilen mücadeleye kaydı. 19 Eylül'de, muhalif güçler Rakka ilinde Suriye ile Türkiye arasındaki bir sınır kapısını ele geçirdi. Bu kapının, karargahları daha sonra Türkiye'nin güneyinden Suriye'nin kuzeyine taşınan muhaliflere Türkiye'nin verdiği destek nedeniyle muhalif güçlere stratejik ve lojistik avantajlar sağlayabileceği tahmin ediliyordu. Ekim ayında muhalif güçler, Şam'ı Halep'e bağlayan otoyol üzerindeki İdlib iline bağlı Ma'arretü'n-Nu'man kasabasının kontrolünü ele geçirdi ve Duma'yı ele geçirerek Rif Şam'daki nüfuzlarını artırdılar.
Lahdar İbrahimi, Ekim ayı sonlarında Kurban Bayramı sırasında bir ateşkes ayarladı ancak bu ateşkes kısa sürede çöktü.
Lahdar İbrahimi'nin ateşkes anlaşmasının 30 Ekim'de sona ermesinin ardından Baas rejimi Şam'daki hava bombardımanını genişletti. Şam'ın Cobar ilçesinin bombalanması, bir savaş uçağının Şam'ı bombalamak için kullanılmasının ilk örneğiydi. Ertesi gün, Suriye Hava Kuvvetleri komutanı General Abdullah Mahmud el-Halidi, Şam'ın Rukneddin ilçesinde muhalifler tarafından öldürüldü. Kasım 2012'nin başlarında muhalifler, Suriye'nin kuzeyinde önemli kazanımlar elde etti. M5 otoyolu üzerinde bulunan İdlib ilindeki Serakib'in muhalifler tarafından ele geçirilmesi, Halep'i daha da izole etti. Uçaksavar silahlarının yetersiz olması nedeniyle muhalif birlikler, hava üslerine inen helikopterleri ve uçakları imha ederek Baas rejimini hava gücünü etkisiz hale getirmeye çalıştı.
18 Kasım'da muhalifler, haftalarca süren yoğun çatışmaların ardından Baas rejimini Kuzey Suriye'deki en büyük üslerinden biri olan Halep ilindeki 46. Üssün kontrolünü ele geçirdi ve yaklaşık 300 rejim askeri öldürüldü. 22 Kasım'da muhalifler, ülkenin doğusundaki Deyr ez-Zor ilindeki Mayadin askerî üssünü ele geçirerek üssün doğusunda Irak sınırına kadar uzanan geniş bir bölgenin kontrolünü sağladılar
Aralık ayı sonlarında muhalif güçler Şam'a doğru ilerleyerek bitişikteki Yermuk ve Filistin mülteci kamplarının kontrolünü ele geçirdi. Muhalif güçler Hama'ya başlattıkları taarruz ile ve Hama'nın batı kırsal dörtte üçünü ve aynı günlerde İdlib ilindeki Türkiye sınırına yakın Harem kasabasını ele geçirdiler.
El-Nusra Cephesi de dahil olmak üzere Suriyeli muhalifler, 11 Ocak 2013'te Taftanaz hava üssünün tam kontrolünü, 11 Şubat'ta Rakka ilindeki El -Tavrah kasabasını ve Suriye'nin en büyük barajı ve önemli bir hidroelektrik kaynağı olan yakındaki Tabka Barajı'nı, ertesi gün Halep'in 60 kilometre (37 mil) doğusunda bulunan Cerrah hava üssünü, 14 Şubat'ta, Irak sınırına yakın El-Haseke Vilayeti'ne bağlı Şedadeh kasabasının kontrolünü ele geçirdi.
2 Mart'ta, Rakka şehrinde muhaliflerle Baas rejimi arasında şiddetli çatışmalar çıktı ve her iki taraftan da çok sayıda kişinin öldüğü bildirildi. 6 Mart'ta muhalifler Rakka şehrini ele geçirdi; böylece Rakka, Baas rejimi tarafından kaybedilen ilk eyalet başkenti oldu.
18 Mart'ta Suriye Hava Kuvvetleri, Lübnan'daki muhalif mevzilerine ilk kez saldırdı. Saldırı, Arsal kasabası yakınlarındaki Vadi el-Hayl Vadisi bölgesinde gerçekleşti. 21 Mart'ta Mazraa bölgesindeki İman Camii'nde meydana gelen şüpheli intihar bombası saldırısında, Baas rejimi yanlısı Sünni din adamı Şeyh Muhammed Said Ramazan el-Buti de dahil olmak üzere 41 kişi öldü 23 Mart'ta birkaç muhalif grup, Şam'ı Ürdün'e bağlayan bir otoyolun yakınındaki güney Daraa ilinde 38. tümen hava savunma üssünü, ertesi gün Ürdün sınırına yakın 25 km'lik bir arazi şeridini ele geçirdi.
17 Nisan'da Baas rejimi güçleri, İdlib yakınlarındaki Vadi ed-Deyf'te altı aylık muhalif ablukasını aştı. Baas rejimi birliklerinin Halep'e giden ana otoyolun kontrolünü ele geçirdi. Kuşatmanın kaldırılması, Baas rejimi güçlerinin bölgedeki, ara sıra hava indirmelerine dayanan iki büyük askerî üssü yeniden ikmal etmesine de olanak sağladı. 18 Nisan'da ÖSO, el-Kusayr şehri yakınlarındaki El-Dab'a Hava Üssü'nün kontrolünü ele geçirdi. Bu günlerde Baas rejimi, Habil kasabasını ve 21 Nisan'da Şam yakınlarındaki Cedidet'ül Fadl kasabasını ele geçirdi.
Nisan ayında Baas rejimi ve Hizbullah güçleri, el-Kusayr yakınlarındaki bölgeleri ele geçirmek için bir saldırı başlattı. 21 Nisan'da Lübnan sınırına yakın Burhaniye, Sakraca ve er-Radvaniye kasabalarını 24 Nisan'da, Ürdün'den gelen ana silah tedarik yolu olarak hizmet veren Şam'ın doğusundaki Uteybe kasabasının kontrolünü yeniden ele geçirdi. Bu arada, ülkenin kuzeyinde muhalifler, Halep eteklerindeki stratejik Mennagh Askerî Hava Üssü'nün kenarındaki bir mevziyi ele geçirdi.
2 Mayıs'ta Baas rejimi güçleri, şehrin havaalanından kuzeye doğru yaptıkları bir saldırıda Kaysa kasabasını ele geçirdi. Baas rejimi Baniyas'taki kıyı kasabası El Beyda'da 100'den fazla kişiyi katletti bölge sakinlerinin kaydettiği çok sayıda video görüntüsü – özellikle de küçük çocukların görüntüleri – şok ediciydi. 15 Haziran'da Baas rejimi, şehrin havaalanı yakınındaki Şam banliyösü Ahmediye'yi 22 Haziran'da muhaliflerin kalesi olan Telkele kasabasını ele geçirdi.
28 Haziran'da muhalif güçler, Dera şehrinde önemli bir askerî kontrol noktasını ele geçirdi. 12 Temmuz'da ÖSO, komutanlarından biri olan Kemal Hamami'nin bir gün önce Irak ve Şam İslam Devleti tarafından öldürüldüğünü bildirdi. 17 Temmuz'da ÖSO güçleri, şehirde konuşlu 40'a kadar rejim karakolunu ele geçirdikten sonra güneydeki Nava şehrinin büyük bir bölümünün kontrolünü ele geçirdi
18 Temmuz'da YPG güçleri, el-Nusra Cephesi ile günlerce süren çatışmaların ardından kuzeydeki Resulayn kasabasının kontrolünü ele geçirdi. Sonraki üç ayda YPG ve çoğunlukla muhalif güçler arasında devam eden çatışmalar, Haseke ilinde YPG savaşçılarının yirmi dört kasaba ve köyü ele geçirmesine yol açtı
22 Temmuz'da, ÖSO savaşçıları Halep ilinin batı kesimindeki son Baas rejimi kalesi Han el-Asal banliyösünün kontrolünü ele geçirdi. 27 Temmuz'da, Humus'ta haftalarca süren çatışma ve bombardımanın ardından Suriye Ordusu tarihi Halid bin Velid Camii'ni ve iki gün sonra da Haldiye bölgesini ele geçirdi.
4 Ağustos'ta, yaklaşık 10 muhalif tugayı, Baas rejiminin kalesi olan Lazkiye iline büyük çaplı bir saldırı başlattı ve dağlık bölgedeki 12 köyü ele geçirdi. 5 Ağustos'ta muhalif savaşçılar, Esed ailesinin memleketi olan Kardaha'dan 20 kilometre uzağa ilerledi. Ancak, Ağustos ortasında Baas rejimi karşı saldırıya geçerek saldırı sırasında kıyı bölgesinde muhaliflere daha önce kaybedilen tüm toprakları geri aldı.
6 Ağustos'ta muhalifler 10 aylık bir kuşatmanın ardından Minek Hava Üssü'nü ele geçirdi. 21 Ağustos'ta Şam kırsalındaki Guta bölgesinde muhaliflerin elindeki kalede binlerce can kaybına ve birkaç yüz ölüye yol açan bir kimyasal saldırı gerçekleşti. Saldırıyı, muhalefetin yuvası olan bölgeye Baas rejimi güçlerinin askerî saldırısı izledi
24 Ağustos'ta muhalifler Ariha kasabasını ele geçirse de Baas rejimi güçleri 3 Eylül'de geri aldı. 26 Ağustos'ta muhalif güçler, Baas rejiminin Halep şehrine son tedarik yolu olan Halep ilindeki Hanasir kasabasını ele geçirdi. 8 Eylül'de, el-Nusra Cephesi liderliğindeki muhalifler, Şam'ın 43 km kuzeyinde bulunan Hristiyan kasabası Melula'yı ele geçirdi. Baas rejimi birkaç gün sonra bir karşı saldırı başlatarak kasabayı geri aldı.
18 Eylül'de Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD), kuzeyde ÖSO'nun elindeki Azez kasabasını ele geçirdi. 20 Eylül'de, USK de dahil olmak üzere Alevi milisler, Hama ilindeki Sünni Şeyh el-Hadid köyünde 15 sivili öldürdü. Eylül ortasında ordu, Şam'ın eteklerindeki Deir Salman ve Şeba kasabalarını ve doğu Humus'taki altı köyü ele geçirdi
28 Eylül'de muhalifler, 26 askerin yanı sıra 7 yabancı muhalif savaşçının öldüğü çatışmaların ardından Suriye-Ürdün geçişindeki Deraa Vilayeti'ndeki Ramtha sınır karakolunu ele geçirdi. 3 Ekim'de Baas rejimi, Suriye'nin merkezini Halep şehrine bağlayan bir tedarik yolu üzerinde bulunan Hanasir kasabasını yeniden ele geçirdidi.
9 Ekim'de muhalifler, bir ay süren şiddetli çatışmaların ardından Ürdün sınırındaki Hajanar karakolunu ele geçirdi. Aynı gün, Hizbullah ve Iraklı Şii savaşçılar, Şam'ın güney eteklerindeki Şeyh Ömer kasabasını, iki gün sonra da Şam'ın güney yaklaşımlarındaki El-Tiabiye ve Hüseyniye kasabalarını da ele geçirdiler. Üç kasabanın ele geçirilmesi, Baas rejiminin ana ikmal hatları üzerindeki kontrolünü güçlendirdi ve Doğu Guta bölgesinde kuşatma altındaki muhaliflere daha fazla baskı uyguladı. 14 Ekim'de, muhalifler Deyr ez-Zor şehrinin Resfe ve Sina ilçelerini ve Deyrizor'daki askerî hastaneyi ele geçirdi.
Baas rejimi, müttefikleri Hizbullah ve el-Abas tugayıyla birlikte Şam ve Halep'e bir saldırı başlattı. 16 Ekim'de AFP, Suriye birliklerinin Şam'ın güneyindeki Bweida kasabasını geri aldığını bildirdi. 24 Ekim'de Baas rejimi, Şam'ın güneydoğusunda, Şam Uluslararası Havaalanı yolu üzerinde bulunan Hatetat el-Türkman kasabasının kontrolünü geri aldı.
26 Ekim'de YPG, Suriye ile Irak arasındaki stratejik Yarubiye sınır kapısının kontrolünü Haseke ilindeki El Nusra'dan ele geçirdi. Başka bir yerde, Dera ilinde, muhalif savaşçılar haftalarca süren ve çok sayıda kişinin ölümüne yol açan çatışmaların ardından Tafas kasabasını Baas rejimi güçlerinden ele geçirdi. 1 Kasım'da Baas rejimi, kilit şehir es-Safira'nın ve ertesi gün es-Safira'nın kuzey eteklerindeki Aziziye köyünü geri aldı. Kasım başından ortasına kadar Baas rejimi güçleri, Hejeira ve Sbeineh de dahil olmak üzere Şam'ın güneyindeki birkaç kasabayı ve Halep'in güneydoğusundaki Tel Aran kasabasını ve Halep uluslararası havaalanı yakınındaki bir askerî üssü ele geçirdi.
Baas rejimi, 10 Kasım'da Halep havaalanı yakınındaki 80. Üssün, 13 Kasım'da Heceyra'nın çoğunun, 15 Kasım'da Halep yakınlarındaki Tel Hassel şehrinin, 19 Kasım'da Kara'nın ve el-Duveyrine'nin kontrolünü ele geçirdi.
23 Kasım'da el-Nusra Cephesi ve diğer muhalifler, Suriye'nin en büyük petrol sahası olan Deyrizor ilindeki el-Ömer petrol sahasını ele geçirerek Baas rejiminin neredeyse tamamen ithal petrole bağımlı hale gelmesine neden oldu. 24 Kasım'da muhalifler Şam kırsalındaki Bahariye, Kasımiye, Abbadah ve Deyr Salman kasabalarını ele geçirdi. 28 Kasım'da Suriye Ordusu Deyr Attiyeh'i geri aldı.
2 Aralık'ta Özgür Suriye Ordusu liderliğindeki muhalifler, tarihi Hristiyan kasabası Melula'yı geri aldı. Aralık ayı başlarında, İslam Cephesi, ÖSO'nun elinde olan Türkiye ile Bab el-Hava sınır kapısının kontrolünü ele geçirdi. Gruplar ayrıca ABD tarafından teslim edilen ekipmanların bulunduğu depoları da ele geçirdi. 9 Aralık'ta Baas rejimi çevresinde çatışmalar devam ederken Nabek'in tam kontrolünü ele geçirdi.
Baas rejimi, 4 Mart'ta Kalamun bölgesindeki Sahel'in 11 Mart'ta Yabrud'a doğrudan bakan Rima Çiftlikleri bölgesinin 16 Mart'ta Yabrud'un 19 Mart'ta Yabrud yakınlarındaki Resulayn'ı ve Humus ilindeki el-Hüsn'ün 20 Mart'ta el-Hüsn'deki Şövalyeler Kalesi'nin 29 Mart'ta Lübnan sınırına yakın Felite ve Res Maara köylerinin kontrolünü ele geçirdi.
22 Mart'ta muhalifler, Lazkiye ilindeki Kesab sınır karakolunun 23 Mart'ta muhalifler Hama'daki Han Şeyhun'un çoğunu. 4 Nisan'da İdlib'in Babulin kasabasını ele geçirdi. Lazkiye'deki muhaliflerin kontrolündeki Kesab sınır karakolu yakınlarında çıkan çatışmalar sırasında, Lazkiye'deki USK lideri ve Beşşar Esed'in kuzenlerinden Hilal Esed muhalif savaşçılar tarafından öldürüldü.
9 Nisan'da Baas rejimi, Kalamun bölgesindeki Rankous'un kontrolünü ele geçirdi. 12 Nisan'da Halep'teki muhalifler, havaalanı ile büyük bir ordu üssü arasındaki rejim ikmal yolunu kesmek amacıyla Baas rejiminin elindeki Ramouseh sanayi bölgesine saldırdı. Muhalifler ayrıca Raşidin mahallesini ve Cemiyet el-Zehra bölgesinin bazı kısımlarını da ele geçirdi. 26 Nisan'da Baas rejimi, El-Zabadani'nin kontrolünü ele geçirdi. Muhalifler, Kuneytra'daki Tel Ahmar'ın Daraa'daki 61. Tugay Üssü'nü ve 74. taburunun 26 Nisan'da IŞİD'in elindeki Rakka şehrinin batısındaki beş kasabayı ele geçirdi. 29 Nisan'da aktivistler, Baas rejiminin Kuneytra'daki Meşara kasabası yakınlarındaki Tel Burak'ı herhangi bir çatışma olmadan ele geçirdiğini söyledi.
SOHR'un haberine göre, 7 Mayıs'ta Humus şehrinde ateşkes yürürlüğe girdi. Anlaşmanın şartları arasında, muhalif savaşçıların şehirden güvenli bir şekilde tahliye edilmesi ve ardından şehrin Baas rejiminin kontrolüne geçmesi, karşılığında ise tutukluların serbest bırakılması ve muhalifler tarafından kuşatılan iki Şii bölgesi olan Nubul ve Zehra'ya insani yardımın güvenli bir şekilde ulaştırılması yer alıyordu. 18 Mayıs'ta, Suriye Hava Savunma Komutanı General Hüseyin İshak, bir önceki gün Mileyha yakınlarındaki bir hava savunma üssüne düzenlenen muhalif saldırısı sırasında aldığı yaralar nedeniyle hayatını kaybetti. Hama ilinde muhalif güçler, Tel Meleh kasabasının kontrolünü ele geçirerek kasaba yakınlarındaki bir Baas rejimi üssünde 34 Esed yanlısı savaşçıyı öldürdü.
Ilımlı muhalif güçler ile IŞİD arasındaki gerilim, IŞİD'in 18 Eylül 2013'te ÖSO güçlerinden sınır kasabası Azez'i ele geçirmesinden bu yana yüksekti. Kasım ayı sonlarında IŞİD, sınır kasabası Atme'yi bir ÖSO tugayından ele geçirdi. 3 Ocak 2014'te Mücahitler Ordusu, Özgür Suriye Ordusu ve İslami Cephe, Halep ve İdlib vilayetlerinde IŞİD'e karşı bir saldırı başlattı. Muhaliflerin bir sözcüsü, muhaliflerin İdlib'deki IŞİD'in elindeki tüm köylerin %80'ine ve Halep'tekilerin %65'ine kadar IŞİD'e saldırdığını söyledi.
6 Ocak'a kadar muhalif, IŞİD güçlerini, IŞİD'in en büyük kalesi ve Rakka ilinin başkenti olan Rakka şehrinden çıkarmayı başardı. 8 Ocak'ta muhalifler, IŞİD güçlerinin çoğunu Halep şehrinden çıkardı. Ocak ortasına kadar IŞİD, Rakka şehrinin tamamını geri aldı.
29 Ocak'ta, sınıra yakın Türk uçakları Suriye'nin Halep ilindeki bir IŞİD konvoyuna ateş açarak 11 IŞİD savaşçısını ve bir IŞİD emirini öldürdü. Ocak ayı sonlarında, muhaliflerin IŞİD'in ikinci komutanı ve Saddam Hüseyin'in ordusunda eski bir subay olan Hacı Bekir'i öldürdü. Şubat ortasına doğru, El Nusra Cephesi muhalif güçleri desteklemek için savaşa katıldı ve IŞİD'i Deyrizor ilinden çıkardı. Mart ayına gelindiğinde, IŞİD güçleri İdlib ilinden tamamen çekildi.
29 Haziran'da IŞİD hilafet ilan etti ve adını "İslam Devleti" olarak değiştirdi
7 Ağustos'ta IŞİD, Irak'taki saldırılarında ele geçirdiği silahları kullanarak Rakka'daki 93. Tugay üssünü ele geçirdi. 13 Ağustos'ta IŞİD güçleri, Halep'teki Ahtarin ve Türkmenbareh Mesudiye, Dabık ve Guz kasabalarını ve civardaki birkaç köyü muhaliflerden aldı.
Amerikan jetleri, 23 Eylül 2014'te Suriye'de IŞİD'i bombalamaya başladı. ABD ile birlikte saldırılara katılan yabancı ortaklar Bahreyn, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Ürdün'dü.
26 Ocak'ta YPG, Ayn el Arab'daki IŞİD güçlerini geri çekilmeye zorladı ve böylece şehri tamamen geri aldı.
Şubat 2016'nın sonlarında Irak ve Şam İslam Devleti'nin (IŞİD) YPG kontrolündeki Tel Abyad'a saldırdı. ABD/SDG güçleri 8 Mart'ta IŞİD saldırısını tamamen püskürttü.
Özgür Suriye Ordusu'nun Güney Cephesi, Şubat 2014'te kurulmasından altı ay sonra, Kuneytra taarruzu, Dera taarruzu, Şeyh Maskin Muharebesi, Busra Muharebesi ve Nasib Sınır Kapısı Muharebesi sırasında Deraa ve Kuneytra'da bir dizi zafer kazandılar.
Ekim 2014 sonlarında, bir tarafta el-Nusra Cephesi ile diğer tarafta Batı destekli Suriye Devrimciler Cephesi ve Hazm Hareketi arasında bir çatışma patlak verdi. Şubat 2015 sonuna kadar el Nusra her iki grubu da yendi, İdlib vilayetindeki Zaviye Dağı bölgesinin tamamını ve diğer vilayetlerdeki birkaç kasaba ve askerî üssü ele geçirdi ve CIA tarafından iki ılımlı gruba sağlanan silahlara el koydu.
Mart 2015'te el-Nusra Cephesi, Ahrar uş-Şam, Feylak üş-Şam, Ceyşü's-Sünne, Liva el-Hak, Ecnad uş-Şam olmak üzere altı grup Fetih Ordusu adlı askerî koalisyonu kurdu. 24 Mart 2015'e gelindiğinde El Nusra Cephesi, müttefikleriyle birlikte üç taraftan kuşattıkları Baas rejiminin elindeki il başkenti İdlib hariç, İdlib ilinin büyük bölümüne hakim olmuştu. 28 Mart'ta Fetih Ordusu koalisyonu İdlib'i ele geçirdi.
22 Nisan'da Suriye'nin kuzeybatısında yeni bir muhalif saldırısı başlatıldı ve 25 Nisan'da muhalif koalisyonu Fetih Ordusu Cisr eş-Şuğur şehrini ele geçirdi. Sonraki ayın sonunda muhalifler ayrıca El-Mestume askerî üssünü, ve Ariha'yı da ele geçirdi. Fetih Ordusu, İdlib ilinden Fua ve Kefraya kasabaları dışında tamamen kontrol altına almış oldu.
Muhaliflerin ilerlemesi Baas rejiminin ve Hizbullah'ın moralinin dramatik bir şekilde düşmesine yol açtı
30 Eylül 2015'te Baas rejiminin resmi talebi üzerine, Rus Hava-Uzay Kuvvetleri hem IŞİD'e hem de muhaliflere karşı sürekli bir hava saldırısı kampanyası başlattı.
7 Ekim 2015'te Rus yetkililer, Baas rejiminin kara kuvvetleri, ülkenin batısında Baas rejiminin kıyı kalbine yakın olan Kuzey Hama ilindeki bazı toprakları geri almayı başaran Kuzeybatı Suriye kara saldırısını başlattı
24 Kasım 2015'te Türkiye, Türk hava sahasını ihlal ettiği iddia edilen ve Suriye'nin kuzeybatısında düşen bir Rus savaş uçağını düşürdü ve Rus pilotun ölümüne yol açtı. 14 Aralık 2015'te Baas rejimi güçlerinin, Şam'ın doğusunda bulunan ve Ceyş ul-İslam'ın elinde bulunan Merc el-Sultan askerî hava üssünü geri aldı.
12 Ocak 2016'da Baas rejimi ve müttefik güçlerinin, Lazkiye ilindeki Sünni nüfuslu Salma kasabasının 24 Ocak 2016'da muhaliflerin Batı Lazkiye ilinde elinde tuttuğu son büyük kasaba olan, Sünni nüfuslu Rabia kasabasını 26 Ocak 2016'da Dera İlindeki Şeyh Maskin kasabası üzerinde "tam kontrol" sağladı.
24 Ağustos 2016'da Türkiye'nin silahlı kuvvetleri, Türkiye Cumhurbaşkanı'nın Fırat Kalkanı Harekâtı olarak adlandırdığı ve kendi ifadesine göre "hem IŞİD'i hem de ülkemizi kuzey Suriye'de tehdit eden bölücü terör örgütlerini" hedef alan harekâtı başlatarak, IŞİD'in kontrolündeki Cerablus bölgesine harekât yaptı.
Türk birlikleri ve Türkiye yanlısı Suriyeli muhalifler Cerablus'un kontrolünü ele geçirip güneydeki Suriye kasabası Menbiç'e doğru ilerlerken, YPG ile çatıştılar ve bu durum ABD yetkililerini endişelerini dile getirmeye ve her iki tarafa da uyarıda bulunmaya yöneltti.
Suriye'deki ateşkese rağmen Rusya'nın hava destekli operasyonlarında Suriye Ordusu, Türkmen bölgelerine saldırmaya devam etmiştir. Temmuz 2016 başlarında ateşkesin büyük ölçüde bozulduğu, şiddetin yeniden tırmandığı ve çatışmanın tüm büyük tarafları arasındaki çatışmaların devam ettiği söylendi
22 Eylül'de Baas rejimi Halep'te yeni bir saldırı ilan etti ve 14 Aralık'ta Halep'teki son muhalif kalesi Baas rejimi tarafından geri alındı ve ardından bir ateşkes anlaşması imzalandı. Aralık 2016'da Suriye Baas rejimi güçleri, Halep'in muhaliflerin elindeki tüm bölgelerini tamamen geri alarak şehirdeki 4 yıllık savaşı sona erdirdi. 29 Aralık'ta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Suriye Baas rejimi ile muhalif gruplar arasında, Rusya ve Türkiye'nin garantör olduğu ve 30 Aralık'ta yürürlüğe giren yeni bir ateşkes anlaşmasına varıldığını duyurdu.
Ocak ayının sonunda Baas hükûmeti güçleri Barada Vadisi'ni ele geçirmeyi başardı ve Şam'ın su temini yeniden sağlandı.
12 Nisan'da, muhaliflerin elindeki Zabadani ve Madaya kasabalarının sakinlerinin Baas rejimi kasabaları El-Fu'ah ve Kefraya sakinleriyle takas edilmesine ilişkin anlaşma yürürlüğe girdi 15 Nisan'da, El-Fu'ah ve Kefraya'dan tahliye edilenleri taşıyan bir otobüs konvoyu Halep'te bir intihar bombacısının saldırısına uğradı ve 126'dan fazla kişi öldü.
5 Eylül'de Baas rejiminin Orta Suriye saldırısı, Rusya Hava Kuvvetleri ve donanmasının aktif katılımıyla üç yıllık IŞİD kuşatmasının Deyrizor'dan kaldırılmasıyla sonuçlandı. Kuşatmanın kırılmasının ardından şiddetli çatışmalar ve Suriye ordusunun ilerleyişi devam etti. Suriye ordusu 7 Eylül 2017'de Deyrizor'un batısında, Ayaş Bölgesi'nde bulunan askerî depoları İslam Devleti'nden geri aldı. Suriye ordusu 5 Eylül 2017'de Deyrizor'daki İslam Devleti kuşatmasını kırdıktan sonra 3 Kasım 2017'de Deyrizor'un merkezini tamamen ele geçirdi.
12 Ağustos 2016'da Suriye Demokratik Güçleri, kuzeydeki Menbiç şehrini IŞİD'den tamamen ele geçirdi ve birkaç gün sonra, Kuzey Suriye'deki YPG bölgelerini birbirine bağlayabilecek olan El-Bab'a doğru yeni bir saldırı duyurdu.
SDG, Fırat'ın Gazabı kod adlı bir operasyonunda Aralık 2016'ya kadar, daha önce IŞİD tarafından kontrol edilen Rakka'nın batısındaki birçok köyü ve araziyi ele geçirdi ve Ocak 2017'ye kadar Rakka'nın batısındaki toprakların büyük bir kısmı ele geçirildi.
BM Suriye Soruşturma Komisyonu, 20 Mart'ta ABD öncülüğündeki koalisyonun hava saldırıları sonucu Rakka'daki bir okul yakınında 150'ye yakın sivilin öldürüldüğünü bildirdi.17 Ekim'de, dört aydan uzun süren şiddetli çatışmaların ve ABD öncülüğündeki koalisyonun bombardımanının ardından, SDG, Kuzey Suriye'deki Rakka şehrinin tam kontrolünü ele geçirdiğini duyurdu.
24 Mart 2015'te el-Nusra Cephesi, Ahrar uş-Şam, Feylak üş-Şam, Ceyşü's-Sünne, Liva el-Hak, Ecnad uş-Şam olmak üzere altı grubun kurduğu Fetih Ordusu askerî koalisyonu 28 Mart'ta İdlib'i Baas rejiminden geri aldı. İdlib bu tarihten itibaren silahlı muhalefetin kalesi konumuna geldi. Bununla birlikte İdlib muhaliflerin kendi aralarındaki güç mücadelesinin merkezi de olacaktı. Temmuz 2016'da, Ebu Muhammed Cevlani liderliğindeki El Nusra Cephesi, El-Kaide'den ayrılarak Şam'ın Fethi Cephesi adını aldı ve daha geniş bir meşruiyet kazanma çabasıyla bazı pozisyonlarını yumuşatmaya başladı. 28 Ocak 2017'de Şam'ın Fethi Cephesi öncülüğünde ve Ceyş'ul-Ahrar, Ensaruddin Cephesi, Ceyşü's-Sünne, Liva el-Hak ve Nureddin Zengi Hareketinin aralarında yer aldığı gruplar birleşerek Hey'et-i Tahrîrü'ş-Şâm'ı (HTŞ) kurdu. 2017 ve 2019 yılları arasında HTŞ, El-Kaide yanlılarına karşı bir dizi operasyon başlattı ve aynı zamanda askeri operasyonlar yoluyla IŞİD hücrelerini hedef aldı.
HTŞ, 2017 Ocak sonlarında Ahrar uş-Şam başta olmak üzere diğer muhalif gruplara bir taarruz başlattı. Anadan, Kafr Hamra, Halfaya ve Hayyan'ı ele geçirdi. 18 Temmuz'da HTŞ, Ahrar uş-Şam mevzilerine bir dizi yeni saldırı başlattı. 20 Temmuz 2017'de Nureddin Zengi Hareketi, HTŞ ile Ahrar uş-Şam arasındaki çatışmalar sırasında HTŞ koalisyonundan çekildiğini duyurdu ve bağımsız bir silahlı muhalif grup hâline geldi. 23 Temmuz 2017'de HTŞ, Ahrar el-Şam unsurlarını İdlib'den çıkardı ve tüm şehir ile birlikte İdlib vilayetinin %60'ını ele geçirdi. HTŞ artık muhaliflerin elindeki Kuzeybatı Suriye'deki baskın silahlı gruptu.
2017 sonu ve 2018 başında, İdlib'de Türkiye ile iş birliği yaptı ve bu durum, daha pragmatik liderlik ile Türkiye ile çalışmaya karşı çıkan daha katı -özellikle yabancı savaşçılar- unsurlar arasındaki gerginliğin derinleşmesine yol açtı. Yabancı savaşçıların bir kısmı Şubat 2018'de ayrılarak El-Kaide'nin yeni Suriye kolu olan Hurraseddin'i kurdu. 2018'in başlarında HTŞ, rekabet halindeki grupların çoğuna baskı yapmış ve İdlib bölgesinin %80'i üzerinde askeri kontrol sağlamıştı.
18 Şubat 2018'de Ahrar uş-Şam ve Nureddin Zengi Hareketi birleşerek Suriye Kurtuluş Cephesi'ne katıldı. 9 Şubat'ta başlayan ve iki ay süren Suriye Kurtuluş Cephesi-Hey'et-i Tahrîrü'ş-Şâm çatışması sırasında HTŞ, İdlib ve Halep'te rakip muhalif gruplardan 50 kasabayı geri aldı.
Ocak 2019'da HTŞ, bazı Suriye Millî Ordusu gruplarından oluşan bir askeri koalisyon olan Ulusal Kurtuluş Cephesi'ni yenerek onlarca köyü ele geçirmeyi başardı ve sonrasında isyancıların elindeki İdlib Vilayetinin tamamında sivil yönetimin HTŞ tarafından yönetilmesi konusunda bir anlaşmaya varıldı.
20 Ocak'ta Türk ordusu, Kuzey Suriye'deki Kürt nüfuslu Afrin'e ve Halep'in Tel Rıf'at bölgesine, YPG öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) karşı sınır ötesi bir operasyon başlattı.
18 Mart'ta, Türk ordusunun Afrin'e yönelik Zeytin Dalı Harekâtının 58. gününde, Suriye Millî Ordusu (SMO veya ÖSO), Türk Silahlı Kuvvetleri ve çeşitli muhalif gruplar Afrin'i YPG ve YPJ'den ele geçirdi. Savaş, genel olarak stratejik bir zafer olarak görülüyordu çünkü yakınlardaki İdlib vilayetine bir kara koridoru açacak ve onları oradaki koalisyona katılmak isteyen diğer muhalif gruplarla bağlantılandıracaktı.
Rusya, 6 Aralık'ta Suriye'nin IŞİD'den "tamamen kurtarıldığını" ilan etti; 11 Aralık'ta Başkan Putin, Suriye'deki Rus üssünü ziyaret ederek Suriye'ye konuşlandırılan kuvvetlerin kısmen geri çekilmesini emrettiğini duyurdu.
Baas hükûmeti, 21 Şubat'ta Şam'ın doğusundaki muhaliflerin elindeki Guta'yı ele geçirmek için bir operasyon başlattı; operasyon yoğun bir hava saldırısıyla başladı
7 Nisan 2018'de Duma şehrinde 70 kişinin öldüğü ve 500 kişinin yaralandığı bir kimyasal saldırı bildirildi. Olay yerindeki sağlık görevlileri, bu ölümlerin nedeninin klor ve sarin gazına maruz kalma olduğunu belirtti. Olayın ardından Baas rejimi Duma şehrine girdi ve şehrin kontrolünü ele geçirerek beş yıllık Doğu Guta Kuşatması'nı sona erdirdi.
19 Nisan'da Baas rejimi ve FHKC-GK, IŞİD tarafından kısmen işgal edilmiş olan Güney Şam'daki Filistinli mülteciler için kurulan Yermuk Kampına karşı bir saldırı başlattı. 21 Mayıs'ta Baas rejimi Yermuk Kampını tamamen geri aldı ve böylece Suriye Arap Ordusu'nun 6 yıl sonra başkenti tamamen kontrol etmesini sağladı.
Haziran ayında başlayan Güney Suriye saldırısının sonucunda 6 Temmuz'da Rus güçlerinin desteğiyle Baas rejimi Ürdün sınırına ulaştı ve Nasib Sınır Kapısı'nı ele geçirdi. Temmuz ayı sonunda Güney Suriye saldırısı sona erdi ve Baas rejiminin Dera ve Kuneytire vilayetlerinin kontrolünü tamamen ele geçirmesiyle sonuçlandı.
30 Aralık'ta Baas rejimi, Irak'ın Suriye topraklarında IŞİD'e saldırmasına resmen izin verdi. Irak, ertesi gün Deyrizor'daki IŞİD hedeflerini vurdu.
14 Aralık 2018 SDG, Deyrizor'da, Hecin kalesini IŞİD'den ele geçirerek Orta Fırat Nehri Vadisi'ndeki son fiili başkenti kontrol altına aldı. 23 Ocak 2019'da IŞİD'in karşı saldırısının ardından SDG, IŞİD'in elindeki El-Bağuz Favkani ve El-Şahle kasabalarına saldırdı. El-Bağuz'un içinden şiddetli çatışmalar yaşandığı bildirildi. Daha sonra El-Şahle ve El-Bağuz Favkani'nin tamamen kurtarıldığı bildirildi.
9 Şubat'ta SDG, Orta Fırat Nehri Vadisi'ndeki (MERV) kalan IŞİD yerleşim bölgesine son saldırısını başlattı. 23 Mart'ta SDG, IŞİD'in elindeki son toprakları ele geçirerek, örgütün Suriye'deki toprak kontrolünü sona erdirdi. 23 Mart'ta, sivillerin Baghuz'dan ayrılmasıyla haftalarca süren aralıklı çatışmaların ardından SDG, beş yıllık "halifeliğin" sona erdiğini ve IŞİD'in Suriye'de yenildiğini söyledi.
26 Ekim'de ABD Ortak Özel Harekât Komutanlığı İdlib iline düzenlediği baskın sonucunda DAİŞ lideri Ebu Bekir el-Bağdadi'yi öldürdü.
6 Mayıs'ta Baas rejimi, Rus Hava-Uzay Kuvvetleri ile koordinasyon halinde, Kuzeybatı Suriye'de Hey'et-i Tahrîrü'ş-Şâm, Ceyş ul İzze ve Ulusal Kurtuluş Cephesi'nin elindeki bölgelere karşı bir kara saldırısı başlattı. Bu saldırının, söz konusu grupların silahsızlandırılmış bölge içerisinden gerçekleştirdiği ve Baas rejimi kontrolündeki bölgelere yönelik tekrarlanan saldırılar olduğu belirtildi
Üçüncü kuzeybatı Suriye taarruzunun ardından, Baas rejimi 19 Ağustos'ta Han Şeyhun kasabasının kontrolünü ele geçirmeyi başardı ve böylece Kefr Zita, Letamine ve Murek kasabalarında Murek'teki Türk gözlem noktası da dahil olmak üzere bir muhalif cephesi oluşturdu. Baas rejimi 23 Ağustos'ta tüm cepheyi ele geçirerek Murek'teki gözlem noktasını kuşattı.
30 Ağustos'ta Baas rejimi ve Rusya, İdlib'deki durumu istikrara kavuşturmak amacıyla 31 Ağustos'tan itibaren tek taraflı ateşkes ilan ettiklerini duyurdular.
12 Aralık'ta Türk hükûmeti, ABD'nin bölgedeki Türk sınır güvenliğini sağlama çabalarına açıkça bir tepki olarak, YPG'ye karşı "birkaç gün içinde" operasyonlara başlayacağını duyurdu. Buna karşılık Pentagon, ABD güçlerinin faaliyet gösterdiği Kuzey Suriye'de yapılacak herhangi bir tek taraflı askerî eylemin "kabul edilemez" olacağını söyledi Ancak Başkan Trump, 19 Aralık 2018'de Suriye'deki tüm birliklerin çekileceğini aniden duyurdu ve ardından Türkiye planlanan saldırıyı erteledi.
5 Ekim'de Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kuzey Suriye'ye yönelik tam kapsamlı bir Türk harekâtı konusunda uyarıda bulundu. ABD hükûmeti, 7 Ekim'de ABD güçlerinin Türk operasyonunu desteklemeyeceğini ancak bölgeden çekileceğini ve operasyonun gerçekleşmesine izin vereceğini açıkladı Bu çekilme, Başkan Donald Trump tarafından emredilmişti. Bu hareket, o dönemde SDG'yi açıkça terk ettiği ve bölgede Suriye ve Rusya'nın hızla doldurması beklenen bir güç boşluğu yarattığı için içeride sert bir şekilde eleştirilmişti
9 Ekim'de Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, kuzeydoğu Suriye'ye yönelik harekâtın başladığını duyurdu. Mazlum Abdi, Rusya ve Baas rejimi ile ortaklık kurmaya hazır olduklarını açıkladı. Türkiye'nin kuzeydoğu Suriye'ye yönelik saldırısına ve ABD'nin güçlerini çekmesine yanıt olarak Rusya arabuluculuk yönünde bazı çabalar başlattı. 13 Ekim'de Baas rejimi ve SDG, Rus hükûmetinin arabuluculuğunda, Türkiye'nin kuzeydoğu Suriye'deki saldırısını caydırmaya odaklanan bir anlaşma yaptı. Suriye birlikleri, Ayn İsa ve Tel Tamer gibi şehirlere girmek de dahil olmak üzere çeşitli YPG güçlerini tehdit eden Türk birliklerine karşı koymak için bazı bölgelerde pozisyon aldı
Rusya ve Suriye, Ağustos ayındaki tek taraflı ateşkes ve ABD'nin duyurduğu yaptırımlara rağmen, 2019'un sonuna doğru İdlib ili ve çevresindeki muhalif güçlere yönelik saldırılarını artırdı Baas rejimi güçleri ve müttefikleri, 19 Aralık 2019'da Suriye'nin kuzeybatı kırsalında bir kara harekâtı başlattı. Asıl amaç, Şam'ı Halep'e bağlayan M5 yolunu ele geçirmekti.
Kısa bir ateşkesin ardından, Baas rejimi Ocak 2020'de Ma'arretü'n-Nu'man şehrine doğru ilerlemeye başladı. Hızlı ilerlemenin ardından, Baas rejimi şehre doğu, kuzey ve güney eteklerinden ulaşarak şehri neredeyse kuşattı. Baas rejimi, 28 Ocak 2020'de Ma'arrat el-Nu'man'ı ele geçirdi. Bu, Baas rejiminin 2012 savaşından bu yana şehri ilk kez kontrol altına almasıydı.
Şubat 2020'de Baas rejimi, kuzeye, Serakib şehrine doğru ilerlemeye başladı. Bu arada, saldırı kuzeybatı Suriye'de yarım milyondan fazla insanı yerinden etti. 5 Şubat 2020'de Baas rejimi, dört Türk gözlem noktası da dahil olmak üzere Serakib'i tamamen kuşattı. İki günlük bir kuşatmanın ardından Baas rejimi şehre girdi ve aynı gün şehri ele geçirdi
Baas rejimi, M5 boyunca Halep şehrine doğru kuzeye doğru ilerledi. Yol, 14 Şubat 2020'de tamamen Baas rejimi kontrolü altına girdi. Bu arada Türkiye, gözlem noktalarını güçlendirmek için İdlib'e askerî konvoylar göndermeye başladı. Baas rejiminin bir sonraki hedefi, Halep'in batı eteklerini güvence altına almaktı. Güney ekseninde büyük bir atılımın ardından Baas rejimi, birkaç muhalif ikmal hattını kesmeyi başardı. Baas rejimi tarafından kuşatılma korkusuyla muhalifler batıya doğru çekilmeye karar verdi ve 16 Şubat 2020'de Hâritan ve Anadan şehirleri de dahil olmak üzere batı Halep'in kontrolü Baas rejimine kaldı.
20 Şubat 2020'de muhalifler, Türk topçu desteğiyle Serakib'e doğru bir karşı saldırı başlattı. Aynı zamanda, Baas rejimi kara ilerlemesini Cebel el-Zaviye ve el-Gab ova bölgelerine kaydırdı. SOHR'a göre, Baas rejimi 26 Şubat 2020'ye kadar 60 saat içinde 33 kasaba ve köyü ele geçirmeyi başardı.
Kuzeybatı Suriye'deki taarruz, 27 Şubat 2020'de Baas rejimi hava saldırılarının Balyun kasabasındaki bir karakol yakınlarındaki bir Türk mekanize piyade taburunu hedef alması sonucunda büyük bir tırmanışa tanık oldu. Saldırılar 34 Türk askerinin ölümüne yol açtı. Türkiye, Türk askerlerine yönelik saldırıya misilleme yapmak ve Baas rejiminin İdlib'e doğru ilerlemesini durdurmak amacıyla Bahar Kalkanı Harekâtını başlattı ve 18 köyle birlikte stratejik Zaviye Dağı'nı geri aldı.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin harekâtı Baas rejimi kuvvetlerine ağır darbe vurdu. 10 yıllık iç savaşta ağır kayıplar vermiş bulunan Suriye Hava Kuvvetleri, Türk karşı saldırısı sonucunda zaten zayıf duruma düşmüş gücünü de kaybetti. Türkiye ve Rusya Devlet Başkanları Erdoğan ve Putin, 5 Mart 2020'de Moskova'da bir araya gelerek Suriye'nin kuzeybatısındaki durumu görüştüler. 6 Mart saat 00:00'dan itibaren yürürlüğe girecek bir ateşkes konusunda anlaştılar. Ağır şekilde kayıp veren Rejim güçleri Bahar Kalkanı Operasyonundan sonra İdlib ve çevresine varil bombası saldırılarına son vermek zorunda kaldı. 2024 yılında yayınladığı bir raporda Suriye İnsan Hakları Ağı, İdlib'te son varil bombası saldırısının Mart 2020 tarihinde yapıldığını belirtti. Türk ordusunun müdahalesi, Rusya-İran-Baas rejimi ittifakının muhalif Suriyeli sivil halkı Türkiye'ye "sürme" projesini çökerttiği gibi bu tarihten sonra oluşabilecek yeni mülteci göçlerinin de önüne geçti. Baas rejiminin muhaliflerin elindeki kalan tek il olan İdlib'i ele geçirerek Suriye İç Savaşı'nı kesin zafer ile sonuçlandırması Türkiye tarafından engellendi ve rejim güçleri Mart 2020 tarihinden sonra bir daha muhalif sivilleri topraklarından çıkartıp Türkiye'ye göndermeye çalışmadı.
2020 Mart ayındaki İdlib ateşkesini takip eden 4,5 yıl boyunca Baas rejimi ile muhalif gruplar arasındaki çatışmada silahlı çatışmalar azaldı, cephe hatları büyük ölçüde sakinleşti ve kayda değer bir toprak hâkimiyeti değişimi yaşanmadı. Ancak başta Kuzeybatı Suriye olmak üzere zaman zaman alevlenmeler yaşanabiliyordu.
Türkiye ve müttefik kuvvetleri 23 Kasım 2020'de Rakka'nın kuzeyindeki Ayn İsa ve çevresine yönelik bombardımanlarını yoğunlaştırdı. Suriye Millî Ordusu, 18 Aralık'ta Ayn İsa'nın doğu kırsalındaki Cehbel ve Müşeyrife köylerine bir taarruz başlattı. Gruplar yeni mevziler ele geçiremedi. Çatışmalar, Ocak 2021'in ilk haftasında Ayn İsa'nın kuzeybatı kırsalına kaydı. Türk topçularının desteğiyle SMO, Haldiye ve Mu'alak köylerine doğru ilerlemeye çalıştığında çatışmalar çıktı. İlkbahar ilerledikçe durum sakinleşti ve son çatışmalar 19 Nisan'da, Türk destekli güçlerin Ayn İsa'daki mevzileri bombalamasıyla yaşandı.
29 Temmuz 2021'de Baas rejimi güçleri, müzakerelerde askeri operasyondan kaçınma konusunda varılan anlaşmaya rağmen, Dera kentindeki muhalif hücrelerine top mermisi atmaya başladı. Rejim taarruzunda, özellikle hükûmet birlikleri tarafından kuşatılan el-Beled mahallesinde, vilayet genelinde yoğun çatışmalar yaşandı. 5 Eylül 2021'e kadar süren çatışmalar, Suriye rejiminin 2018 saldırısından bu yana Dera'nın tanık olduğu en şiddetli çatışmalardı.
13 Kasım 2022'deki İstanbul'daki PKK saldırısının ardından Türkiye, 20 Kasım günü Kuzey Suriye'deki (Halep, Rakka, Haseke) Suriye Demokratik Güçleri ve Baas rejimi mevzilerine ve Kuzey Irak'taki PKK mevzilerine karşı bir dizi hava saldırısı olan Pençe-Kılıç Operasyonunu başlattı. Harekât 27 Kasım'da Türk Hava Kuvvetleri'nin, Afrin'deki Baas rejimi mevzilerini bombalaması ile son buldu.
2 Aralık 2022'de başlayan ve devamındaki iki yıl boyunca İdlib, Halep, Hama ve Lazkiye vilayetlerinde bulunan İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesinin cephe hatlarında süren Kuzeybatı Suriye'deki düşük yoğunluklu çatışma dizisi, Hey'et-i Tahrîrü'ş-Şâm (HTŞ) ve müttefik grupların rejim mevzilerine yönelik istişhad, sızma ve keskin nişancı saldırılarıyla başladı. Bu saldırılara HTŞ tarafından Uzlaşmayacağız adı verildi. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'ne (SOHR) göre, HTŞ, Türkiye ile Suriye arasındaki olası barış görüşmelerinin önüne geçmeyi amaçlıyor ve İdlib'deki gerginliği azaltma bölgesi konusunda varılan herhangi bir anlaşmayı reddetmenin bir yolu olarak saldırı kampanyası başlatıyor.
27 Ağustos 2023'te Deyrizor'daki Arap aşiretleri bölgede SDG'ye karşı bir silahlı isyan başlattı. Devam eden çatışmalar sonucunda aşiret savaşçıları bazı kasaba ve köylerin kontrolünü ele geçirmeyi başardı. Ancak, SDG'nin karşı saldırısıyla 7 Eylül 2023'e kadar kaybedilen tüm alanların kontrolü yeniden sağlandı.
5 Ekim 2023'te, Humus Askerî Akademisi'nde düzenlenen mezuniyet töreni, 112'den fazla kişinin ölümüne ve 277'den fazla kişinin yaralanmasına yol açan bir insansız hava aracı saldırısına hedef oldu. Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas mezuniyet törenine katılmış ancak saldırıdan dakikalar önce ayrılarak saldırıdan kurtulmuştu. Saldırı, Suriye'nin kuzeybatısında bulunan 'Gerginliği Azaltma Bölgesi'ndeki artan çatışmaların ardından gerçekleşti. Saldırının faili hâlâ bilinmiyor.
27 Kasım 2024'te Suriye muhalif gruplarından oluşan bir koalisyon, ülkenin kuzeybatısında Beşşar Esed liderliğindeki Baas rejimine karşı beklenmedik bir taaruz başlattı. Saldırı, Esed hükûmetinin kilit müttefikleri olan Rusya, İran ve Hizbullah'ın diğer çatışmalar nedeniyle zayıflamasının ardından gerçekleşti. Hey'et-i Tahrîrü'ş-Şâm (HTŞ) liderliğinde ve Türkiye destekli muhalifler tarafından desteklenen saldırı, 2011'de başlayan Suriye iç savaşındaki büyük çatışmaları büyük ölçüde durduran 2020 ateşkesinden bu yana ilk saldırıydı. Aslında, Esed karşıtı güçlerin Halep'e yönelik bir taarruz planlaması 2023'ün sonlarında başlamıştı ancak Türkiye'nin itirazları nedeniyle ertelendi. Türkiye, Esed rejimine müzakereler teklif etse de olumsuz bir yanıt aldı. Ardından Türkiye, Hey'et-i Tahrîrü'ş-Şâm öncülüğündeki muhaliflerin Halep'e taarruz başlatmasına izin verdi.
30 Kasım'a kadar, HTŞ Halep'in büyük bir bölümünün kontrolünü ele geçirmişti ardından Rusya oradaki muhalif mevzilerine hava saldırıları düzenlemek için müdahale etti. 1 Aralık'a kadar, muhalifler Hama, İdlib ve Halep vilayetlerinde önemli miktarda arazinin kontrolünü ele geçirmişti ve Hama şehrine doğru bir taarruz başlatıyorlardı. Hama, 5 Aralık'ta HTŞ'nin eline geçti ve 7 Aralık'ta Humus şehrini ele geçirmek için güneye doğru hareket ettiler, Şam'daki hükûmeti Suriye kıyılarından etkili bir şekilde ayırdılar. Bu arada, Güney Operasyonları Odası, Deraa'da Baas rejimine bir taarruz başlattı ve Şam'ın güney banliyölerine doğru ilerlemeye başladı, Palmira'yı ele geçiren Suriye Özgür Ordusu ise doğudan Şam'a yaklaştı.
Şam, taarruzun başlamasından 11 gün sonra, 8 Aralık sabahının erken saatlerinde muhaliflerin eline geçti ve HTŞ, Esed'in Moskova'ya kaçmasıyla birlikte Esed rejiminin sonunu ilan etti. HTŞ lideri Ahmed eş-Şara, Suriye'nin fiili lideri oldu ve Mart 2025'e kadar ülkenin geçici başbakanı olarak Muhammed el-Beşir liderliğinde bir geçiş hükûmeti kurdu.
27 Kasım 2024'te Suriyeli muhaliflerin Suriye rejimine karşı hızlı ilerlemesi, SDG güçlerine karşı yeni bir Türk harekâtının yolunu açtı. 30 Kasım 2024'te Suriye Millî Ordusu, SDG ikmal hatlarını kesmek ve Türk kontrolü altındaki El Bab'ı Tel Rıfat'a bağlayan bir koridor oluşturmak için Özgürlük Şafağı Harekâtı'nı başlattı. 30 Kasım 2024'te başlayan Özgürlük Şafağı Harekâtı'nda Türkiye'nin vekil gücü SMO, ilk olarak Halep Vilayetinin kuzeyindeki Tadif'i rejim güçlerinden ele geçirdi. SDG, rejimin çekildiği kuzey Halep kasabalarına girince SMO ile çatışmalar başladı. 1 Aralık 2024'te SMO, es-Safira, Hanasır ve Kuveyris Hava Üssünü ele geçirirken, Halep şehrinin Şeyh Neccar ilçesinde SMO ile SDG arasında çatışmalar yaşandı. Kuveyris Hava Üssünün ele geçirilmesi, SDG'nin Tel Rıf'at merkezli Şahba Kantonu ile Menbiç arasında kurduğu "koridor"u kesti. Operasyonda, SMO yaklaşık 850 km²'lik bir alan ele geçirdi. 1 Aralık 2024 akşamı, SMO, SDG'nin elindeki Tel Rıf'at'a bir taarruz başlattı ve çok sayıda kasabayı ele geçirdi. Taarruz sırasında Türkiye, saldırılarını desteklemek için SDG'ye harekât başlattı. 6 Aralık 2024'te, Özgürlük Şafağı Operasyon Odası, SDG'nin elindeki Menbiç şehrine bir taarruzu duyurdu. 8 Aralık 2024'te Türkiye, SDG mevzilerine insansız hava aracı saldırıları düzenledi. 9 Aralık 2024'te SDG Menbiç'ten, Rusya, Menbiç ve Ayn el Arab'daki üslerinden çekildi.
8 Aralık 2024 devriminin ardından Türkiye/SMO ile SDG arasındaki Doğu Halep'teki çatışmalar Aralık 2024 ve Ocak 2025 boyunca M4 Otoyolu, Kara Kozak Köprüsü ve Tişrin Barajı'nda sürdü. Taraflar insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenledi. Türkiye destekli topçu ve hava saldırıları sürerken SDG de dronlarla SMO mevzilerini hedef aldı. Şubat ve Mart aylarında cephe hatlarında çatışmalar durdu; çatışmalar Kara Kozak, Tişrin ve Deyr Hafir'de daha çok mevzi savaşı şeklinde devam etti. Karşılıklı bombardıman Mart ayına kadar devam etti ve önemli bir bölgesel değişiklik olmadı. Mart sonunda uluslararası arabuluculukla ateşkes görüşmeleri başladı. 12 Nisan'da SDG ve Suriye geçiş hükûmeti, SDG'nin Fırat'ın doğusuna çekilmesi için anlaştı; hükûmet güçleri Teşrin Barajı'na konuşlandı ve böylece cephe sakinleşti.
6 Mart'ta, Esed'e sadık isyancılar tarafından Lazkiye şehri yakınlarındaki Cebele kasabasında "büyük ve koordineli" bir pusu kuruldu. Baasçı askerî komutanlar Süheyl Hasan, Giyas Dalla ve Mikdad Fatiha'ya bağlı Baasçı militan gruplar tarafından başlatılan saldırılar hükûmet binalarını, kontrol noktalarını, hastaneleri ve tıbbi tesisleri hedef aldı. 6 Mart'ta Baasçı isyancılar, Esed ailesinin memleketi Kardaha'yı çevreleyen Cebele, Baniyas ve köylerin banliyölerinin kontrolünü kısa süreliğine ele geçirdi. Batı Suriye'de Baasçı isyancı grupların saldırılarında yaklaşık 400 Suriyeli güvenlik personeli ve düzinelerce sivil öldürüldü. Daha sonraki karşı isyan operasyonlarında, Suriye güvenlik güçleri Baasçı militanları Cebele ve Baniyas banliyölerinden kovdu ve kıyı bölgesindeki ana yolların kontrolünü yeniden sağladı.
Mayıs 2025'in sonlarına doğru, Savaş Çalışmaları Enstitüsü, Mart ayındaki koordineli saldırılardan bu yana Esed yanlısı isyancı saldırılarının büyük ölçüde durduğunu ve "Bu, isyanın önemli ölçüde zayıfladığını gösteriyor" dedi. Bunun "Alevi desteğinin eksikliği, hükûmet baskısı ve kötü yürütülen isyancı operasyonları da dahil olmak üzere birden fazla faktörden" kaynaklandığını öne sürdü.
Esed rejiminin düşmesinden sonra Netanyahu, 1974 İsrail-Suriye sınır anlaşmasının "çöktüğünü" söyledi ve İsrail ordusuna Golan Tepeleri boyunca Suriye'deki tampon bölgeyi işgal etme emri verdi. İsrail, Hermon Dağı'nın Suriye tarafını ele geçirdi, Golan Tepeleri'nin Suriye kontrolündeki bölgelerindeki sınır köylerini işgal etti ve Suriye Silahlı Kuvvetleri'nin silah stoklarını ve hava üslerini terk etmenin yanı sıra Şam ve Güney Suriye'deki hedefleri bombaladı. İsrail, bu eylemlerin gerekçesini "aşırılıkçıların" terk edilmiş silahları ele geçirmesini önlemek olarak açıkladı.
13 Temmuz 2025'te, Güney Suriye'deki Süveyda şehri ve çevresindeki köylerde Dürzi ve Bedevi silahlı grupları arasında çatışmalar başladı. Suriye geçiş hükûmeti, 14-16 Temmuz tarihleri arasında düzeni sağlamak için Suriye Silahlı Kuvvetlerini bölgeye konuşlandırdı. 15 Temmuz'da Dürzi liderler ve hükûmet arasında ateşkes anlaşmasına varıldı, ancak Dürzi liderlerden biri olan Hikmet el-Hicri, hükûmete ve Bedevi gruplarına karşı silahlı direniş çağrısında bulundu. 16 Temmuz'da İsrail Savunma Kuvvetleri, Suriye ordusunun güney Suriye çatışmaları sırasında düzeni sağlamak için Süveyda'ya konuşlandırılmasına ilişkin güvenlik endişelerini gerekçe göstererek, uyarı amacıyla Şam'daki Suriye Silahlı Kuvvetleri'nin Genelkurmay Komuta Binası ve Savunma Bakanlığı'nın karargahı olan Heyet'ül-Erkan'ın girişini ve Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı çevresini, Süveyda ve Deraa vilayetlerindeki, aralarında el-Tahla Askerî Hava Üssü ve diğer askerî hedeflerin de bulunduğu çok sayıda hedefi bombaladı. Geri çekilmenin ardından Dürzi gruplarının yerel Bedevi kabilelerine karşı katliamlar gerçekleştirdiği ve bunun komşu Deraa Vilayetine kitlesel bir göçe yol açtığı bildirildi.
10 Mart 2025'te Suriye geçiş hükûmeti cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi SDG'nin yeni Suriye hükûmetine entegrasyonu için ilkeleri ortaya koyan bir anlaşma imzaladılar. Suriye geçiş hükûmeti 10 Mart anlaşmasını ihlal etmekle ve anlaşmanın gereklerini uygulamamak ile suçladığı Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Ağustos ayından itibaren zaman zaman silahlı çatışmalar yaşadı. Ekim 2025 itibarıyla çatışmalar çoğunlukla dağınık ve Deyr Hafir, Menbiç, el-Hafsa, Şeyh Maksud, Deyrizor ve çevrelerinde topçu ateşi ve küçük ila orta ölçekli silah atışlarıyla sınırlı kalmıştır. Çatışmalar, özellikle Şeyh Maksud ve Eşrefiye kuşatması, 7 Ekim 2025'te kapsamlı bir ateşkes anlaşmasının imzalanmasıyla ara verilmiştir.
10 Mart mutabakatının gerekliliklerinin uygulamak için verilen süre 31 Aralık 2025'te doldu. 6 Ocak 2026'da Suriye hükûmeti-SDG çatışması tekrar alevlendi. 8 Ocak'ta Suriye Ordusu Halep'in Eşrefiye mahallesini kontrol altına aldı. 10 Ocak itibarıyla Suriye Ordusu Şeyh Maksud mahallesinden de SDG'yi tamamen çıkararak Halep şehir merkezinin tamamını kontrol altına aldı. 17 Ocak'ta Suriye Ordusu, SDG'nin çekilmesinin ardından Deyr Hafir'e girdi ve SDG'yi Fırat'ın batısından çıkardı. 18 Ocak'ta Suriye Ordusu Tabka'yı ele geçirdi. Aynı gün Arap aşiret güçleri Rakka'nın kontrolünü ele geçirdi ve Suriye Ordusu birkaç saat sonra şehre girdi. Arap aşiret güçlerinin Suriye-Irak sınırındaki bölgelerde ilerlemesinin ardından, Suriye Ordusu Deyrizor'u ele geçirdi. 18 Ocak'ta SDG ve Suriye geçici hükûmeti ateşkes konusunda anlaştı. Ateşkes anlaşmasına göre, Suriye hükûmeti Deyrizor Vilayeti ve Rakka Vilayeti'nin askeri ve idari kontrolünü ve bunun yanı sıra tüm petrol ve doğalgaz sahalarının ve uluslararası sınır geçişlerinin kontrolünü devralacak.
Suriye iç savaşına hem yerli hem de yabancı çok sayıda grup katılıyor. Bunlar dört ana güç odağı altında ayrılabilir.
Birincisi, Beşşar Esed liderliğindeki ve onun Rus ve İranlı müttefiklerinin desteklediği Baasçı Suriye.
İkincisi, iki alternatif hükûmetten oluşan Suriye muhalefeti.
i) Suriye Ulusal Koalisyonu tarafından desteklenen Suriye Geçici Hükûmeti, Türkiye'nin himayesindeki silahlı gücü Suriye Millî Ordusu (eski adıyla Özgür Suriye Ordusu)
ii) Suriye Kurtuluş Hükûmeti, Hey'et-i Tahrîrü'ş-Şâm liderliğindeki Sünni İslamcı koalisyon.
Üçüncüsü, ABD, Fransa ve diğer koalisyon müttefiklerinin desteklediği, Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi Bölgesi ve onun askerî kanadı olan YPG öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri.
Suriye rejimi, muhalefet ve Suriye Demokratik Güçleri, yabancı ülkelerden askerî, lojistik ve diplomatik destek aldı ve bu da çatışmanın sıklıkla bir vekâlet savaşı olarak tanımlanmasına yol açtı
Suriye rejimini destekleyen ve doğrudan askerî müdahalede bulunan üç taraf İran, Rusya ve Lübnanlı milis Hizbullah'tı. Suriyeli muhalefeti lehine doğrudan askerî müdahalede bulunan tek ülke savaşa 2016'da müdahil olan Türkiye'dir. Suriye muhalefeti 2011'de başlayan savaşın başlangıcında 5 ülkeden askerî destek alıyordu: Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa. İki Batı ülkesi ABD ve Fransa 2014'ten itibaren Suriye muhalefetinden uzaklaşarak YPG öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri'ni destekledi ve 2014'te IŞİD'e karşı düzenlemeye başladıkları doğrudan askerî müdahalede YPG öncülüğündeki SDG'yi kara gücü olarak kullandı ve SDG'yi ağır silahlarla donattı. İki Körfez ülkesi Katar ve Suudi Arabistan'ın da muhaliflere askerî destek sağlamayı bıraktığı 2017 yılı sonrası Suriye silahlı muhalefeti neredeyse sadece Türkiye himayesinde bir gruba dönüştü. Türkiye 2017 sonrası Suriye Millî Ordusu'nu doğrudan kontrol ederken Hey'et-i Tahrîrü'ş-Şâm ile dirsek teması içindeydi. Muhalefete askerî desteğini 2017'de bırakan Katar siyasi desteğini savaş boyu sürdürürken Suudi Arabistan 2023'te Baas rejimi ile normalleşti.
Parça tesirli bombalar: Suriye, Parçalı Mühimmat Sözleşmesi'ne taraf değildir ve parçalı mühimmat kullanımına getirilen yasağı tanımamaktadır. Suriye Ordusu'nun Eylül 2012'de parçalı mühimmat kullanmaya başladığı bildirilmektedir. İnsan Hakları İzleme Örgütü Silahlar Bölümü Direktörü Steve Goose, "Suriye, yasaklı bir silah olan parçalı mühimmat kullanımını amansızca artırıyor ve siviller bunun bedelini canlarıyla ve uzuvlarıyla ödüyor." dedi. Silahlar hakkında ise şunları ekledi: "İlk zarar sadece bir başlangıç çünkü parçalı mühimmatlar genellikle patlamamış bombacıklar bırakır ve bunlar da uzun süre sonra ölüm ve sakatlığa yol açar." Merkezi New York'ta bulunan İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün Beyrut kaynaklarına göre, Suriye Ordusu askerleri Eylül 2012 tarihinde misket bombaları kullanmaya başlamıştır. İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün Silahlar bölümü başkanı Steve Goose, “Esed, her yerde yasak olan misket bombasını acımasızca kullanmayı artarak sürdürüyor ve bunun bedelini masum siviller canları ya da organlarını kaybederek ödüyor,” demiştir. Silahın kullanımın ilk kurbanlarının son kurbanlar olmadığı, silahın patladıktan sonra ardında bıraktığı küçük misketlerin daha sonra da patlayarak sivilleri öldürmeyi ve sakat bırakmayı sürdürdüğü bildirilmiştir.
Termobarik silahlar: Rus termobarik silahları, "yakıt-hava bombaları" olarak da bilinir, savaş sırasında hükûmet tarafından kullanılmıştır. 2 Aralık 2015'te The National Interest, Rusya'nın Suriye'ye "kentsel alanlar gibi dar alanlarda piyadelere karşı büyük termobarik yükler fırlatmak üzere tasarlanmış" TOS-1 Buratino çoklu roketatar sistemini konuşlandırdığını bildirdi. Bir Buratino termobarik roketatar "tek bir salvoyla yaklaşık 200 x 400 metre (660 x 1.310 fit) boyutlarındaki bir alanı yok edebilir". 2012'den beri isyancılar, Suriye Hava Kuvvetleri'nin Halep Muharebesi ve Kafr Batna gibi isyancı savaşçıların işgal ettiği yerleşim bölgelerine karşı termobarik silahlar kullandığını söylüyor. Birleşmiş Milletler insan hakları araştırmacılarından oluşan bir panel, Suriye hükûmetinin Mart 2013'te stratejik öneme sahip Kusayr kasabasına karşı termobarik bombalar kullandığını bildirdi. Ağustos 2013'te BBC, Baas Partisi güçlerinin Napalm-benzeri yangın çıkaran bir bombayla Kuzey Suriye'de bir okula saldırı düzenlediği bildirilmiştir. Hava-yakan bomba olarak da bilinen termobarik silahlar, Baas Partisi güçleri tarafından muhalif şehirler üzerinde kullanılmıştır. 2012 tarihinden itibaren, Esed yönetimine sadık hava güçlerinin muhalefet gösteren sivil yerleşim yerlerine vakum bombaları bıraktığı bildirilmiştir. Silahlar yoğun olarak Halep Muharebesi ve Kafr Batna Savaşı'nda kullanılmıştır. Birleşmiş Milletler insan hakları soruşturmaları paneli, Beşşar Esed'e sadık güçlerin vakum bombalarıyla muhalif Kusayr şehrinin yerleşim yerlerini Mart 2013 tarihinde defalarca kez bombaladığını doğrulamıştır.
Balistik füzeler: Aralık 2012 tarihinde Baas Partisi güçleri, özellikle Halep şehrine karşı olmak üzere, muhaliflerin yönettiği şehirlere karşı Scud füzeleriyle saldırılar düzenlemeye başlamıştır. Aralık ve Ocak ayları arasında şehri vuran Scud füzelerinin sayısının 40'tan fazla olduğu bildirilmiştir. Birleşmiş Milletler Scud füzeleriyle düzenlenen bu büyük saldırıları kınamıştır. Scud füzeleriyle düzenlenen saldırılar ülkede binlerce sivilin ölümüne neden olmuştur. Haziran 2017'de İran, batı İran'dan ateşlenen Zülfikar balistik füzeleriyle doğu Suriye'deki Deyrizor bölgesindeki IŞİD hedeflerine saldırdı, bu, İran'ın 30 yıl içinde orta menzilli füzeleri ilk kez kullanmasıydı. Jane's Defence Weekly'ye göre füzeler 650-700 kilometre yol kat etti.
Tanksavar füzeleri: Suriye'de çeşitli tipte tanksavar füzeleri kullanılıyor. Rusya, Suriye hükûmetine üçüncü nesil tanksavar güdümlü füzeler olan 9M133 Kornet'i gönderdi; hükûmet güçleri bunları muhaliflerle savaşmak için zırhlı araçlara ve diğer kara hedeflerine karşı yoğun bir şekilde kullandı. ABD yapımı BGM-71 TOW füzeleri, muhalif grupların temel silahlarından biridir
Baas rejimi ile Suriye muhalefeti arasında müzakereli bir barış planları nihayetinde başarısız oldu. Bu planlar, 2011 yılında Arap Birliği, BM Suriye Özel Temsilcisi, Rusya ve Batılı güçlerin başarısız girişimleriyle başladı Müzakere eden taraflar Suriye rejimi ve Suriye muhalefetinin temsilcileriydi. SDG yönetimi, Türkiye'nin ısrarı üzerine hariç tutuldu Ocak 2012 ve Kasım 2013'te Rusya, Suriye hükûmeti ile muhalefet arasında Moskova'da görüşmeler önerdi. Mart-Mayıs 2012'de eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından koordine edilen bir Birleşmiş Milletler/Arap Birliği planı umutları artırdı. Ocak ve Şubat 2014'te, dönemin BM Suriye temsilcisi Lahdar İbrahimi tarafından organize edilen 2. Cenevre Suriye Konferansı gerçekleşti. 30 Ekim 2015'te Viyana'da ABD, Avrupa Birliği, Rusya, Çin ve Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve ilk kez İran gibi çeşitli bölgesel aktörlerden yetkililerin katılımıyla yeni görüşmeler başladı. İsyancı liderlerle barış görüşmeleri 2017'de Kazakistan'ın Astana kentinde devam etti. Kazak yetkililer, Astana'yı tarafsız bir mekan ve Suriye konusunda barış müzakereleri için "doğal bir yuva" olarak sundular. Savaşı sona erdirmek için son büyük çaba, Ekim 2019'da Cenevre'de Birleşmiş Milletler himayesinde Suriye için yeni bir anayasa taslağı hazırlamak üzere Suriye Anayasa Komitesi'nin toplanmasıyla başladı. Esed rejiminin barış sürecine katılmayı reddetmesi, rejimi 11 günde deviren 2024 Suriye muhalefetinin saldırılarıyla geçersiz hale geldi.
Aralık 2024'te Esed rejiminin düşmesi, Suriye geçiş hükûmetinin kurulmasına ve tüm devrimci gruplar arasında barış için müzakerelerin yenilenmesine yol açtı. 11 Aralık 2024'te Suriye geçiş hükûmeti, ülkedeki tüm devlet dışı silahlı grupları feshetmek için müzakerelere başladı. Esed rejiminin düşmesinden sonra Suriye Demokratik Güçleri (SDG), eski Suriye Millî Ordusu (SMO) gruplarını da içeren yeni orduyla çatışmaya başladı. 29 Aralık 2024'te Ahmed eş-Şaraa, televizyonda yayınlanan bir röportajda SDG'nin Suriye Savunma Bakanlığı'na entegre edileceğini ve müzakerelerin sürdüğünü belirtti. 30 Ocak 2025'te, Kuzey Suriye'deki Suriye Geçici Hükûmeti başkanı Abdurrahman Mustafa, Suriye Devrim Zafer Konferansı sırasında kendini cumhurbaşkanı ilan eden Ahmed eş-Şaraa'yı tebrik etti. Ayrıca Suriye Geçici Hükûmeti'nin geçiş hükûmetinin emrinde olacağı duyuruldu. Geçiş hükûmeti, SMO yeni kurulan Suriye Ordusu'na entegre olmaya başladıkça, Şubat ayında güçlerini Suriye Geçici Hükûmeti kontrolü altındaki bölgelere konuşlandırmaya başladı. Hükûmet güçleri bölgedeki kışlaları ve diğer askerî altyapıyı sökmeye başladı. 12 Şubat 2025'te el-Şara, ilgili başkanları Hadi el-Bahra ve Bader Cemus da dahil olmak üzere Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu ve Suriye Müzakere Komisyonu temsilcileriyle bir araya geldi. Her iki örgütün de yeni yetkililer içinde feshedileceği duyuruldu. 12 Şubat'ta Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybânî, "Suriye halkını mümkün olduğunca temsil edecek ve çeşitliliğini hesaba katacak" yeni bir hükûmetin 1 Mart'a kadar kurulacağını duyurdu. 10 Mart 2025'te, Suriye Demokratik Güçleri'nin geçiş hükûmetinin yapılarına entegre edilmesi için bir anlaşma imzalandı.
Suriye ayaklanması başladığından beri zorla kaybetmeler ve keyfi gözaltılar da bir özellik olmuştur. Kasım 2015'te yayınlanan bir Uluslararası Af Örgütü raporunda, Suriye hükûmetinin Suriye iç savaşının başlangıcından bu yana 65.000'den fazla kişiyi zorla kaybettiği belirtilmiştir. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'nin Mayıs 2016 tarihli bir raporuna göre, Mart 2011'den bu yana en az 60.000 kişi Suriye hükûmetinin hapishanelerindeki işkence veya kötü insani koşullar nedeniyle öldürülmüştür.
20 Ocak 2014'te Baas rejiminin 11.000 tutukluyu "sistematik olarak öldürüldüğünü" gösteren 55.000 fotoğraf Anadolu Ajansı tarafından dünya kamuoyu ile paylaşıldı. Güvenlik nedenleriyle yalnızca "Sezar" olarak tanımlanan kaynak, o zamanlar Suriye muhalif grubu Suriye Ulusal Hareketi ile gizlice çalışan Suriye askerî polisinde fotoğrafçıydı. 2025'te, Esed rejiminin düşmesinden sonra, muhbir kimliğini Ferid Neda el-Mezhan olarak açıkladı. Görevi, Şam'daki sadece iki askerî hastanede "öldürülen tutukluların fotoğraflarını çekmekti". Savaş suçları soruşturmacılarına eskiden adli tıp soruşturmacısı olduğunu ancak Suriye ayaklanması başladıktan sonra, Suriye askerî hapishanelerinde öldürülenlerin cesetlerini belgelemek ile görevlendirildiğini söyledi. Eylül 2011'de fotoğraf kanıtlarının kopyalarını çıkarmaya ve bunları taşınabilir belleklerle Suriye'den kaçan ve insan hakları gruplarıyla çalışan bir akrabasına göndermeye başladı. Binlerce fotoğrafı paylaştıktan sonra güvenliğinden endişe etti ve Ağustos 2013'te ülkeden kaçırıldı. Kendisiyle mülakat yapan raporun yazarları, anlatımları ve delillerini güvenilir ve çok ikna edici olarak değerlendirdiler.
Kurbanların çoğu genç erkeklerdi ve birçok ceset zayıflamış, kanlı ve işkence izleri taşıyordu. Bazılarının gözleri yoktu; diğerlerinde ise boğulma veya elektrik çarpması izleri vardı. Uzmanlar, bu kanıtların o zamanki 34 aylık krizden ortaya çıkan her şeyden daha ayrıntılı ve çok daha büyük ölçekli olduğunu söyledi. Esed rejimi tarafından işlenen vahşetler "21. yüzyılın en büyük savaş suçları" olarak tanımlandı ve işkence, tecavüz, katliam ve imha ile ilgili tüyler ürpertici ifşaatlar, Baasçı askerî hapishanelerde çalışan muhalif bir ordu fotoğrafçısı tarafından toplanan fotoğraf kanıtlarını içeren 2014 Sezar Raporu aracılığıyla sızdırıldı Uluslararası hukukçu Stephen Rapp'e göre :Milosevic'e karşı Yugoslavya'da sahip olduğumuzdan veya dahil olduğum savaş suçları mahkemelerinden herhangi birinde sahip olduğumuzdan, hatta bir bakıma Nürnberg'deki Nazilere karşı sahip olduğumuzdan daha iyi delillere sahibiz ; çünkü Naziler kurbanlarının her birinin kimlik bilgilerini içeren bireysel fotoğraflarını çekmediler.
Uluslararası Af Örgütü, Şubat 2017'de Suriye hükûmetinin Sednaya Hapishanesinde çoğunluğu sivillerden oluşan yaklaşık 13.000 kişiyi öldürdüğünü belirten bir rapor yayınladı. Raporda, cinayetlerin 2011 yılında başladığı ve hâlâ devam ettiği belirtildi. Uluslararası Af Örgütü bunu "kasıtlı bir imha politikası" olarak nitelendirdi ve ayrıca "Savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar teşkil eden bu uygulamalar, Suriye hükûmetinin en üst düzeylerinde yetkilendirilmektedir" ifadesini kullandı. Üç ay sonra, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı, hapishanenin yakınında bir krematoryum tespit edildiğini açıkladı. ABD'ye göre, bu krematoryum, hükûmet güçleri tarafından öldürülen binlerce kişinin cesedini yakmak ve vahşet ve savaş suçlarının kanıtlarını örtbas etmek için kullanılıyordu. Uluslararası Af Örgütü, ABD'nin kullandığı fotoğrafların 2013 yılına ait olması ve bunları kesin olarak görmemesi nedeniyle krematoryum hakkındaki haberlere şaşkınlık duyduğunu ifade etti ve kaçak hükûmet yetkilileri, hükûmetin idam ettiği kişileri Şam'daki askerî alanlardaki mezarlıklara gömdüğünü belirtti.
BM'nin 2015 yılında yayınladığı bir raporda savaşta uygulanan sistematik tecavüz üzerine şöyle denildi:
Kadınların ve kızların, özellikle Şam'daki Askerî İstihbarat Müdürlüğü'nün soruşturma şubeleri ve Genel Güvenlik Müdürlüğü'ne bağlı hapishanelerde olmak üzere, hükûmet gözaltı tesislerinde tecavüze ve cinsel saldırıya uğradığı tespit edildi. Devlet yetkilileri, insanlığa karşı bir suç olan tecavüzü işlediler.. Kuzeydeki vilayetlerde de cinsel şiddet mağduru ve tanık ifadeleri kaydedildi. 2012 ve 2013 yıllarında Halep şehrinde yapılan ev aramaları sırasında, hükûmet güçleri kadınlara ve erkeklere evlerinde cinsel saldırıda bulundu. 2013 yılında, tutuklular Siyasi Güvenlik şubesinde tecavüze ve Lazkiye'deki Askerî Güvenlik şubesinde cinsel saldırıya uğradı. Suriye'deki huzursuzluk ve çatışma boyunca (2011-2014) hükûmet yetkililerinin gözetiminde, küçükler de dahil olmak üzere birçok kadın ve erkek, cinsel aşağılama, cinsel işkence ve tecavüzün kasıtlı olarak kullanıldığı mağdurlar oldu.
Suriye İç Savaşı sırasında, Esed rejiminin hükûmet yetkilileri, gözaltına alınan veya kaybolan kişilerin ailelerinden çocukları sistematik olarak ayırdı. Bu eylemler esas olarak rejime karşı eylemlerle suçlananları hedef aldı. Çoğunluğu yenidoğan veya yürümeye başlayan çocuklar olan bu çocukların birçoğuna sahte kimlikler verildi, bu da ebeveynlerinin onları bulmasını zorlaştırdı. O dönemde, uluslararası insani yardım grupları tarafından yönetilen birçok yardım programı Suriye'deki çocuklara yardım etmeye çalıştı. Esed hükûmeti, hangi çocukların bakım merkezlerine, hangilerinin ise yardım kuruluşları tarafından yönetilen yetimhanelere gönderileceği konusunda kontrol sahibiydi.
Raporlar, Suriye'de 3.700 çocuğun hala kayıp olduğunu iddia ediyor, ancak uzmanlar sayının çok daha yüksek olduğunu söylüyor. Esed rejiminin düşüşünden bu yana neredeyse bir yıl geçmesine rağmen, birçok aile çocuklarının nerede olduğuna dair hiçbir cevap alamıyor.
2011-2018 arasında Baas rejimi tarafından toplu mezarları kazmak ile görevlendirilen ve daha sonra Suriye'den kaçan Muhammed Afif Naife Suriye'deki savaşın 11. yıl dönümünü anma etkinliğinin bir parçası olarak 15 Mart 2022'de ABD'de Kongre üyeleri önünde yaptığı anlatımlarında şunları ifade etmiştir:Her hafta, haftada iki kez, işkence, bombardıman ve katliam mağdurlarının 300 ila 600 cesediyle dolu üç tır geliyordu. Haftada iki kez, Sednaya Hapishanesi'nde infaz edilmiş 30 ila 40 sivilin cesedini taşıyan üç ila dört kamyonet, en insanlık dışı şekilde imha edilmek üzere geliyordu. Gördüklerimi asla unutamadım; gömdüğüm sayısız cesedi. Geceleri beni uyutmuyor ve bu yükü taşıyarak asla rahat uyuyamayacağım. Kimsenin de unutmaması gerek, çünkü bu katliamlar hâlâ devam ediyor.
2022'de The Guardian, 16 Nisan 2013'te Şam'ın Tedamun mahallesinde çekilen 6 dakika 43 saniyelik bir katliam videosu yayımladı. Videoda, Suriye askerî istihbaratına bağlı iki kişinin gözleri bağlı 41 sivili topluca infaz ederek önceden kazılmış bir toplu mezara attığı ve cesetleri yaktığı görülüyordu. Tedamun katliamının Baas rejimi askerî istihbaratının 227. Şubesi'nde görev yapan Emced Yusuf tarafından işlendiği tespit edildi.
Aralık 2024'te Esed rejiminin devrilmesinden sonra bir dizi toplu mezar ortaya çıkarıldı. Ana mezar yeri, Şam'ın yaklaşık 37 km (23 mil) kuzeyindeki El-Kutayfe'de bulunuyordu ve Şam'ın güney kırsalında ve Güney Suriye'de ek toplu mezarlar keşfedildi. Araştırmacılar, El-Kutayfe'nin ana mezar yerinde, sistematik ve yargısız infaz edilmiş en az 100.000 kişinin insan kalıntılarının bulunduğunu tahmin ediyordu. Aralık 2024 ortasında Esed rejiminin düşmesinin ardından, Beşşar Esed ve babası Hafız Esed'in da aralarında bulunduğu Esed ailesinin yönetimine atfedilen mezarlar, İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi STK'lar ve NIOD Savaş, Holokost ve Soykırım Çalışmaları Enstitüsü ve Amsterdam Üniversitesi ile ilişkili çeşitli akademisyen araştırmacılar tarafından ortaya çıkarıldı. Suriyeli isyancı gruplara, Suriyeli sivillere ve akademisyen uzmanlara göre, rejimleri yaygın yargısız infazlar gerçekleştirdi ve özellikle Suriye'nin hapishane sistemi içinde, onlarca yıl boyunca yüz binlerce can kaybına neden oldu.
Merkezi Hollanda'nın Lahey kentinde bulunan Uluslararası Kayıp Kişiler Komisyonu, Suriye genelinde en az 66 toplu mezar yeri olduğunu bildirdi. Suriye Acil Durum Görev Gücü'ne göre, 2011'den bu yana kaybolan kişilerin toplam sayısı 100.000'i aşıyor. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi de dahil olmak üzere kuruluşlar, kayıplar arasında yaklaşık 80.000 doğrulanmış ölüm olduğunu ve 60.000 kişinin de işkenceden öldüğüne inanıldığını belgeledi
Eva Koulouriotis, Beşşar Esed'i "21. yüzyılda etnik temizlik ustası" olarak tanımlamıştır. İç savaş sırasında Esed, ülke genelinde demografiyi rejimi lehine yeniden şekillendirmek için nüfus azaltma kampanyaları düzenlemiş ve askerî taktikler Bosna Savaşı'ndaki zulümlerle karşılaştırılmıştır. 2011-2015 yılları arasında Baasçı milislerin, ülkedeki sosyal mühendislik gündemini uygulamak amacıyla 49 etnik-mezhepsel katliam gerçekleştirdiği bildirilmiştir. Şebbiha olarak bilinen Alevi milisler, Sünni köy ve kasabalarına saldırarak çok sayıda Sünni karşıtı katliam gerçekleştirmiştir. Bunlar arasında Hule Katliamı, Bayda ve Baniyas katliamları, El-Kubeyr Katliamı, El-Hasaviye katliamı ve rejimin zulmü ve cinsel şiddet tehditleri altında yüz binlerce sakinin kaçmasına neden olan yüzlerce ölümle sonuçlanan diğerleri yer almaktadır. Suriye ordusunun ve Hizbullah'ın Sünni sakinleri kovup İran destekli Şii militanları getirerek stratejik kontrol kurmayı önceliklendirdiği merkezi Suriye bölgelerinde ve Alevi çoğunluklu kıyı bölgelerinde yer alan Sünni yerleşim birimlerinde pogromlar ve sürgünler yaşandı.
2016'da BM yetkilileri, Beşşar Esed'i, Şam'daki Deraya bölgesinde, gerilimi azaltma anlaşmaları kisvesi altında demografik mühendislik ve etnik temizlik uygulamakla eleştirdi. Suriyeli olmayan İran destekli Şiiler, zayıflamış Suriye Ordusu'ndan hükûmet karşıtı güçlerle mücadeleyi devraldıkça, çatışmalar daha da mezhepsel bir nitelik kazandı. Bir muhalefet lideri, Şii milislerin genellikle "sadece toprak zaferi değil, aynı zamanda mezhep zaferi de elde etmek için Sünni toplumundaki dini sembolleri işgal etmeye ve kontrol etmeye çalıştığını" söyledi. Bildirildiğine göre camileri işgal edip Sünni simgeleri Şii liderlerin resimleriyle değiştirdiler. Suriye İnsan Hakları Ağı'na göre, milisler tarafından "Mart 2011 ile Ocak 2014 arasında 962 sivilin ölümüne yol açan bir dizi mezhep katliamı" da dahil olmak üzere insan hakları ihlalleri işlendi.
Amsterdam Üniversitesi Holokost ve Soykırım Çalışmaları Merkezi'nden Prof. Dr. Uğur Ümit Üngör Baas rejiminin kitlesel şiddetini savaş suçu, insanlığa karşı suç, soykırım kavramları bağlamında şöyle değerlendirmiştir:
Savaş suçları konusunda kesinlikle çok sayıda örnek mevcut. Çünkü mesela bir mahallede Özgür Suriye Ordusuna bağlı küçük bir grup ortaya çıkınca, Esed rejimi sadece o grubu değil tüm mahalleyi hedef alıp boğabiliyordu. Bu açıkça savaş suçudur. Ya da mahalleyi ablukaya alıp insanların açlıktan, susuzluktan ölmesine sebep oluyorlardı. İnsanlığa karşı suçlar açısından bakarsak, özellikle işkence konusunda—sadece Sednaya Cezaevi örneğiyle bile—rejimin büyük bir kısmını insanlığa karşı suçlardan yargılamak mümkündür. Soykırım konusuna gelirsek, bu biraz daha kompleks bir mesele. Ancak topluma verilen zarara ve nesiller arası yaratılan travmaya bakarsak, buna dair tartışmaların da yapılabileceğini düşünüyorum. Özellikle krematoryumlardan bahsediyorsak, bu başlı başına sistematik bir imha politikasına işaret ediyor. Dolayısıyla "soykırım" kavramı zaman zaman kullanılabilir.
Uppsala Barış ve Çatışma Araştırmaları Departmanı araştırmacıları, Baas rejiminin kitlesel şiddetini tanımlamak için kullanılabilecek en isabetli terimin siyaset bilimci Rudolph Rummel tarafından ortaya atılan "soykırım, siyasi kırım ve toplu katliam dahil olmak üzere bir halkın kendi ülkesinin hükûmeti tarafından öldürülmesi" anlamına gelen "demosid" (democide, "halkkırımı") kavramı olduğunu belirtmektedir.
Türk hükûmeti, 2015 yılında Baas rejimini ve Rusya'yı Suriye Türkmenlerine karşı etnik temizlik yapmakla suçladı. Türkmenler, Sünni bir etnik grup olup iç savaşta muhalefet içinde yer almışlardı. Suriye İç Savaşı öncesinde rejim güçlerinin hedef aldığı bölgede yaşayan 200.000-300.000 Türk'ün aksine, artık Suriye'de yalnızca birkaç bin Türkmen yaşıyordu. Binlerce Türkmen köylüsü, Baas rejimi ve Rus bombardımanından kaçmak için ülkeyi terk etti. Azınlık ayrıca savaştan önce zulümle karşı karşıya kalmış ve anadillerini konuşmayı bırakmaya zorlanmıştı. Savaş boyunca Türkmenler etno-mezhepçi katliamlara maruz kaldı. 6 Ocak 2013'te Humus ilinin Tesnin köyündeki Sünni Türkmenlere Baas rejimine bağlı milisler tarafından işlenen katliamda 10'u çocuk ve 19'u kadın 105 sivil öldürüldü. Esed yanlısı milisler, evleri yağmalayıp tüm Türkmenleri köyden çıkardı ve çevre köylerdeki Arap Alevileri yerleştirdi.
Suriye'deki Filistinli mülteciler savaşta en büyük kayıp yaşayan yabancı uyruklu sivil grubu oldu. Suriye İnsan Hakları Ağı'na (SNHR) göre Baas rejimi güçleri tarafından 2011-2020 yılları arasında 352'si çocuk, 312'si kadın olmak üzere 3.196 Filistinli mülteci öldürüldü. 491 Filistinli işkence ile öldürülürken, 2.663'ü zorla kaybedildi. 280 bin Filistinli yurt içinde yerinden edildi, 120 bini komşu ülkelere sığınarak bir kez daha mülteci oldu. Baas rejimi, yerinden edilen Filistinlilerin mülklerini gasp etti. SNHR, iç savaş sırasında Filistinlilere yönelik insan hakkı ihlallerinin %87'sini Baas rejimi ve müttefikleri tarafından işlendiğini bildirmektedir.
Yezîdî Soykırımı, 2014 ve 2017 yılları arasında Irak ve Suriye'de Irak ve Şam İslam Devleti tarafından gerçekleştirildi. Üç yıllık bir süre zarfında, IŞİD militanları binlerce Yezidi kadın ve kızı kaçırıp binlerce Yezidi erkeği öldürdü. Birleşmiş Milletler, IŞİD'in Irak ve Suriye'de yaklaşık 5.000 Yezidi'yi öldürdüğünü bildiriyor.
Varil bombası, Suriye iç savaşı sırasında Suriye Hava Kuvvetleri tarafından yaygın olarak kullanılan bir tür el yapımı patlayıcıdır. Genellikle yüksek hızlı patlayıcılarla, şarapnel ve/veya yağla oldurulmuş bir varilden yapılırlar. Suriye'de genellikle helikopterden atılırlar varile doldurulabilen büyük miktarda patlayıcı nedeniyle, ortaya çıkan patlama yıkıcı olabilir. Suriye ordusu bu bombaları genellikle sivil bölgelere atarak çok sayıda sivilin ölümüne yol açtı. BBC, Ocak 2014 ile Mayıs 2015 arasında varil bombalarıyla öldürülenlerin sadece %1'inin isyancı savaşçılar olduğunu bildirdi. 2017 yılının sonuna kadar varil bombası ölümlerinin %97'sinden fazlası sivillerden, %25'ten fazlası ise çocuklardan oluşuyordu. Suriye İnsan Hakları Ağı'na göre, savaşın başlangıcından Aralık 2017'ye kadar en az 68.334 varil bombası kullanıldı. .
Savaş sırasında sarin, hardal gazı ve klor gazı kullanıldı. Çok sayıda can kaybı, özellikle 2013 Guta kimyasal saldırısı, uluslararası tepkiye yol açtı 21 Ağustos 2013 tarihinde, Suriyeli insan hakları savunucuları Suriye Ordusu'nun Doğu Guta'ya sistematik bir kimyasal saldırı düzenlediğini ve en az 635 kişinin saldırının ilk anında hayatını kaybettiğini acil olarak duyurmuşlardır. Birleşmiş Milletler misyonunun yaptığı araştırmalar, “saldırının bir düzenli ordunun düzenleyebileceği tarzda olduğu, saldırıda kullanılan roketlerin yeni yapım Rus roketleri olduğu, roketlerin Suriye Ordusu kontrolündeki bölgeden ateşlendiği ve büyük ihtimalle saldırıdan Baas Partisi'nin sorumlu olduğu” sonucuna ulaşmıştır.
Ağustos 2016'da, BM ve Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW) tarafından hazırlanan gizli bir raporda, Beşşar Esed'in Suriye ordusunu Nisan 2014'te Talmenes ve Mart 2015'te Sarmin kasabalarına kimyasal silahlar (klor bombaları) attığı ve IŞİD'i Ağustos 2015'te Marea kasabasına kükürt hardalı kullandığı için açıkça suçladı. Küresel Kamu Politikası Enstitüsünden (GPPi) Tobias Schneider ve Theresa Lutkefend tarafından yürütülen bir araştırma, 23 Aralık 2012 ile 18 Ocak 2019 tarihleri arasında Suriye'de kimyasal silah içeren 336 doğrulanmış saldırıyı belgeledi. Çalışma, toplam kimyasal saldırıların %98'ini Esed rejimine bağladı. Saldırıların neredeyse %90'ı Ağustos 2013'teki Guta kimyasal saldırısından sonra gerçekleşti.
Nisan 2020'de, BM Güvenlik Konseyi'nde, Suriye Hava Kuvvetleri'nin 2017'deki çok sayıda saldırıda sarin ve klor kullandığını tespit eden küresel bir kimyasal silah izleme örgütü olan Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü'nün (OPCW) bulguları hakkında brifing düzenlendi. Nisan 2021'de Suriye, IIT ile işbirliği yapmaması ve Kimyasal Silahlar Sözleşmesi'ni ihlal etmesi nedeniyle üye devletlerin oylamasıyla OPCW'den uzaklaştırıldı. Temmuz 2021'de yayınlanan başka bir OPCW soruşturma raporunun bulguları, Suriye rejiminin, Esed güçlerine atfedilen 77 bildirilen kimyasal silah kullanım olayından en az 17'sinde doğrulanmış kimyasal saldırılarda bulunduğunu sonucuna vardı.
Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütleri, insan hakları ihlallerinin hem hükûmet hem de isyancı güçler tarafından işlendiğini ve "ihlallerin büyük çoğunluğunun Suriye hükûmeti tarafından işlendiğini" belgelemiştir
Birleşmiş Milletler, 6 Nisan 2020'de Suriye'deki insani yardım tesislerine yönelik saldırılarla ilgili soruşturmasını yayınladı. BM, raporlarında altı saldırı noktasını incelediğini ve hava saldırılarının "Suriye Hükûmeti ve/veya müttefikleri" tarafından gerçekleştirildiği sonucuna vardığını belirtti. Ancak rapor, Rusya'ya karşı taraflı davrandığı ve yeterli kanıta rağmen ismini vermediği için eleştirildi. İnsan Hakları İzleme Örgütü, "Rusya'nın Suriye hükûmetiyle birlikte çalışan sorumlu bir taraf olarak açıkça belirtilmemesi.. derin bir hayal kırıklığı yaratıyor" diye aktardı.
BM araştırmacıları, 11 Eylül 2019'da ABD öncülüğündeki koalisyonun Suriye'de gerçekleştirdiği hava saldırılarında çok sayıda sivilin öldüğünü veya yaralandığını, bunun da gerekli önlemlerin alınmadığını ve potansiyel savaş suçlarına yol açtığını belirtti.
IŞİD güçleri, BM tarafından, korku salma kampanyası kapsamında esirleri halka açık infazlar, uzuv kesme ve kırbaçlama yöntemlerini kullanmakla eleştirildi. 27 Ağustos 2014 tarihli raporda, "Irak ve Şam İslam Devleti güçleri, Halep ve Rakka vilayetlerindeki sivil halka yönelik saldırılarının bir parçası olarak işkence, cinayet, zorla kaybetme ve zorla yerinden etme gibi eylemlerde bulundu ve bu insanlığa karşı suç teşkil ediyor" denildi.
Esed hükûmetinin çatışma boyunca işlediği çok sayıda insan hakları ihlali, siyasi baskı, savaş suçu ve insanlığa karşı suç, uluslararası kınamaya ve Beşşar Esed'ın Avrupa mahkemelerinde ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde (UCM) mahkûm edilmesi yönünde yaygın çağrılara yol açtı.
22 Aralık 2016'da, 105 lehte, 15 aleyhte ve 52 çekimser oyla Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, "Suriye'de savaş suçları veya insanlığa karşı suçlardan sorumlu olanların soruşturulması ve kovuşturulmasına yardımcı olmak üzere bağımsız bir panel" kurulması yönünde oy kullandı.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, gelecekteki kovuşturmalar için soruşturma dosyaları oluşturmak üzere yeni bir kuruluş olan Uluslararası, Tarafsız ve Bağımsız Mekanizma olan Suriye Hakkında Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu 'nu (COI) kurdu;. Aralık 2024 itibarıyla, Soruşturma Bürosu mağdurlardan ve tanıkların 11.000 ifadesini toplamış, "yığılmış belgeleri" incelemiş ve Suriyeli savaş suçlusu olduğu düşünülen 170 soruşturmaya işbirliği yapmış, bunların arasında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan 50 mahkûmiyet kararı bulunmaktadır.
2023 yılında Kanada ve Hollanda, Beşşar Esed hükûmetine karşı Uluslararası Adalet Divanı'nda ortaklaşa dava açtı ve Beşşar Esed'i, kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere Suriye hapishane ağlarındaki yüz binlerce tutukluya işkence, toplu tecavüz ve diğer insanlık dışı taktikler uygulamakla suçladı. Ortak dilekçede, Suriye hükûmetinin Suriye halkını topluca cezalandırma stratejisi olarak "akıl almaz fiziksel ve ruhsal acı ve ızdırap" örgütlediği iddia edildi.
17 Ocak 2025'te, Esed rejiminin devrilmesinden sonra, Uluslararası Ceza Mahkemesi başsavcısı Karim Ahmad Khan, Suriye geçiş hükûmetinin daveti üzerine Şam'ı ziyaret etti. Han, Suriye'nin fiili lideri Ahmed eş-Şara ile savaş suçlarından hesap sorulması konusunda iş birliğini görüştü.
2011-2017 yılları arasında, Suriye iç savaşındaki çatışmalar, Baasçı Suriye rejiminin muhalifleri ve destekçileri Lübnan topraklarında birbirleriyle savaşmak ve saldırmak için Lübnan'a seyahat ettikçe Lübnan'a da sıçradı. Suriye çatışması, Lübnan'da mezhepsel şiddetin yeniden canlanmasına yol açtı. Lübnan'daki birçok Sünni Müslüman Suriye'deki isyancıları desteklerken, Lübnan'daki Şii Müslümanların çoğu, Nusayri Şii azınlığın baskın olduğu Baas rejimini destekledi. Bunun sonucunda Lübnan genelinde cinayetler, huzursuzluklar ve mezhepsel kaçırmalar yaşandı. Çatışma, 2011 yılının ortalarında Trablus'ta silahlı kişiler arasında çıkan bir çatışmada yedi kişinin ölmesi ve 59 kişinin yaralanmasıyla başladı. Mayıs 2012'de çatışma Beyrut'a ve daha sonra güney ve doğu Lübnan'a yayıldı. Bu sırada Lübnan Silahlı Kuvvetleri kuzey Lübnan ve Beyrut'a konuşlandı. Ocak 2016 itibarıyla 800'den fazla ölü ve yaklaşık 3.000 yaralı vardı. Lübnan'ın siyasi blokları arasında Suudi destekli Suriye karşıtı 14 Mart İttifakı Suriye muhalefetini desteklerken, İran destekli Suriye yanlısı 8 Mart İttifakı Esed hükûmetini destekledi. 28 Ağustos 2017'de son muhalif savaşçıların Lübnan'dan çekilmesiyle sona erdi
Haziran 2014'te Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) üyeleri Suriye sınırını geçerek Kuzey Irak'a geçti ve Irak Ordusu mevzilerini terk ederken Irak topraklarının geniş bir bölümünün kontrolünü ele geçirdi. IŞİD, en güçlü döneminde, 4,5 milyon vatandaşın yaşadığı 56.000 kilometrekarelik Irak topraklarını elinde tutuyordu. IŞİD ile mücadele kapsamında Amerikan ve Kanada birliklerinin (çoğunlukla özel kuvvetler) kara muharebe operasyonlarına katıldı. ABD öncülüğünde Irak güvenlik güçlerinin yeniden silahlandırılması için 3,5 milyar dolarlık bir program, ve yaklaşık 200.000 Irak askerine ve polisine eğitim sağlayan bir eğitim programı düzenlendi., İran ordusu askerlerin yanı sıra zırhlı ve hava unsurları da dahil olmak müdahalede bulundu. Rusya Irak'a sağlanan askerî ve lojistik yardımda bulundu. 9 Aralık 2017'de Başbakan Haydar el-İbadi'nin, zafer ilan etmesi ile savaş sona erdi.
2019 tarihli Sezar Suriye Sivil Koruma Yasası, kısaca Sezar Yasası, Baas rejimine Suriye halkına karşı işlenen savaş suçlarından dolayı yaptırım getiren bir Amerika Birleşik Devletleri yasası idi. Bu yasa ismini rejimin sivillere yönelik işkencelerini belgeleyen Sezar kod adlı askerî fotoğrafçıdan almıştı. Yasa, Aralık 2019'da Başkan Donald Trump tarafından imzalanmış ve 17 Haziran 2020'de yürürlüğe girmiştir. Yaptırımlar Suriye ekonomisini, özellikle inşaat, finans ve enerji sektörlerini ciddi şekilde etkiledi ve yeniden yapılanma çabalarını zorlaştırdı.
Esed rejiminin çöküşünden bir yıl sonra 18 Aralık 2025'te Sezar Yasasının yürürlükten kaldırılma kararı, ABD Başkanı Donald Trump tarafından 2026 Mali Yılı Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası'nın bir parçası olarak imzalandı.
Suriye İç Savaşı sırasında Baas rejimi finansal olarak ayakta kalmak için Captagon adlı uyuşturucu üretimi ve ihracatına başladı. Captagon uyarıcısının küresel üretiminin yaklaşık %80'ini üstlenmekteydi. Esed rejimi uyuşturucuyu Ürdün, Irak, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ve Mısır dahil olmak üzere başta Orta Doğu bölgesi olmak üzere çeşitli ülkelere ihraç etmekteydi. Uyuşturucu ihracatı Beşşar Esed'in rejiminin ana gelir kaynaklarından biriydi. 2023 tahminlerine göre Captagon'un yaklaşık %80'i Suriye'de üretilmekte ve Mahir Esed komutasındaki Esed rejiminin yardımıyla Lazkiye limanlarından ihraç edilmektedir. Yıllar boyunca yüz milyonlarca Captagon hapı Ürdün, Irak, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerine sokulmuştur. Ana kaçakçılık rotalarından biri Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan'a sınırı olan Enbar vilayetinden geçmekteydi. 2021 yılında dünya genelinde 250 milyondan fazla Captagon hapı ele geçirilmiştir; bu rakam 2017 yılında ele geçirilen hap sayısından 18 kat daha fazladır. Esed rejiminin devrilmesinden sonra kurulan Suriye Geçiş Hükûmeti uyuşturucu ticaretinin durdurulmasını emretmiştir; Esed'in devrilmesinden kısa bir süre önce uyuşturucu trafiğinin en az %90 oranında azaldığı bildirilmiştir.
Aralık 2022 itibarıyla, tahmini 6,7 milyon mülteci Suriye'den kaçmak zorunda kaldı ve yaklaşık 5,5 milyon Suriyeli mülteci Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır olmak üzere beş komşu ülkede ikamet ediyor. Almanya, 850.000'den fazla Suriyeli mülteciyle komşu olmayan ülkeler arasında en büyük mülteci nüfusuna ev sahipliği yapıyor.
Suriye'deki şiddet, milyonlarca insanın evlerini terk etmesine neden oldu. Mart 2015 itibarıyla El Cezire, 10,9 milyon Suriyelinin, yani nüfusun neredeyse yarısının yerinden edildiğini tahmin etti. Kuzeybatı Suriye'de devam eden krizdeki şiddet, Ocak 2020'nin son haftasında her gün 6.500 çocuğun evlerini terk etmesine neden oldu. Bölgedeki yerinden edilmiş çocukların kayıtlı sayısı, Aralık 2019'dan bu yana 300.000'i aştı. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne göre, 2022 itibarıyla Suriye'de 6,2 milyon ülke içinde yerinden edilmiş kişi bulunmaktadır. Bunların 2,5 milyonu çocuktur. Sadece 2017 yılında en az 1,8 milyon kişi yerinden edilmiş olup, bunların çoğu ikinci ve üçüncü kez yerinden edilmiştir.
Savaş sırasında insani yardım çeşitli uluslararası kuruluşlar, örgütler ve devletler tarafından sağlanmıştır. Ana çaba, Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi'nden (UNOCHA) Jonh Ging tarafından koordine edilmektedir. 2014 yılında, BM Güvenlik Konseyi'nin 2165 sayılı kararı, Esed rejimi tarafından kontrol edilmeyen dört sınır kapısından, genellikle muhaliflerin kontrolündeki bölgelere insani yardım sağlanmasına izin vermiştir.
Suriye'ye komşu ülkelerdeki mültecilere ve ev sahibi topluluklarına yönelik insani yardım, Birleşmiş Milletler Yerleşik Koordinatörü/İnsani Yardım Koordinatörü tarafından koordine edilmektedir. Ayrıca, insani yardım mültecilere yönelik şiddeti azaltmıştır.
Suriye'de insani yardıma ihtiyaç duyanların sayısı 2023'teki 15,3 milyondan 2024'te 16,7 milyona yükseldi. Bu sayıya, 2 milyondan fazlası son çare yerlerinde yaşayan 5,5 milyon yerinden edilmiş kişi de dahildir.
Birleşmiş Milletler yetkilileri Suriye'deki savaşın yaklaşık 400 milyar dolara ulaşan bir yıkıma neden olduğunu tahmin ediyor. SNHR, 2017'de savaşın Suriye camilerinin yaklaşık %39'unu ibadet için kullanılamaz hale getirdiğini bildirdi. 2011 ile 2017 yılları arasında Suriye'de 13.500'den fazla cami yıkıldı. 2013 yılına kadar yaklaşık 1.400 cami yıkılırken, 2013 ile 2017 yılları arasında 13.000 cami yıkıldı. Suriye savaş gözlemcisine göre, 2011'den bu yana Suriye savaşı sırasında 120'den fazla kilise hasar gördü veya yıkıldı; ve bu saldırıların %60'ı Esed yanlısı güçler tarafından gerçekleştirildi.
2014 ve 2015'te, IŞİD'in yükselişinin ardından, grup Suriye'deki birçok yeri, kültürel miras alanlarının kasıtlı yıkımı kapsamında yok etti. Grup, Palmira'da birçok antik heykeli, Baalshamin ve Bel Tapınakları'nı, Elahbel Kulesi ve Anıtsal Kemer'in bir kısmı da dahil olmak üzere birçok mezarı yok etti. 13. yüzyıldan kalma Palmira Kalesi, Mart 2016'daki Palmira taarruzu sırasında geri çekilen militanlar tarafından büyük ölçüde hasar gördü.
Tunus ve Mısır devrimlerinde olduğu gibi, internet ve sosyal medya protestoların/silahlı ayaklanmaların örgütlenmesinde ve haberleştirilmesinde önemli bir rol oynadı. Suriye'de uluslararası haber medyası yasak olduğundan, ikinci el enformasyon/dezenformasyonun ana kaynağı, genellikle titrek cep telefonu kameralarıyla çekilip YouTube'a yüklenen özel videolardı. Ocak 2012 ile Eylül 2013 arasında, savaşı belgeleyen bir milyondan fazla video yüklendi ve yüz milyonlarca kez izlendi. Wall Street Journal, "cep telefonu kameraları ve sosyal medya gibi iki teknolojinin eşi benzeri görülmemiş bir şekilde bir araya gelmesinin, anında yükleme yoluyla yeni bir olguyu, YouTube savaşını ortaya çıkardığını" belirtiyor. New York Times ise çevrimiçi videoların "genişleyen bir savaşın başka hiçbir şeye benzemeyen bir şekilde belgelenmesini sağladığını" belirtiyor.
For Sama (2019) belgeseli; Halep'te yaşayan bir genç kadın olan Vaad el-Hatib'in savaşın ortasında günlük hayatını, direnişi ve annelik deneyimini konu alır. Halep Üniversitesi öğrencisiyken el kamerasıyla; başlangıçta gösterileri, sonraysa giderek artan şiddeti, bombalanan mahalleleri, sahra hastanelerini kayda aldı. Doktor arkadaşı Hamza'ya aşkı, evlenmesi, kızı Sema'nın doğumu ve Aralık 2016'da Türkiye'ye ilticasını içeren For Sama belgeseli 2019'da Britanya'da en iyi belgesel ödülü aldı. Feras Feyyad'ın yönettiği Last Men in Aleppo (2017) filmi, Suriye Sivil Savunma ekipleri olarak bilinen Beyaz Baretlileri konu alır. Günlük kurtarma operasyonları ve şehirdeki yıkım detaylı bir şekilde belgelenmiştir. Feras Feyyad'ın başka bir belgeseli olan The Cave (2019), Doğu Guta'daki yeraltı hastanesini ve burada çalışan doktorların karşılaştığı zorlukları anlatır. Film özellikle kimyasal saldırıların sivil halk üzerindeki etkisine odaklanır. Return to Homs (2013) belgesel, genç aktivist Abdülbâsıt Sarut'un Humus direnişinin simge isimlerinden biri haline gelişini aktarır. City of Ghosts (2017) RBSS aktivist grubunun IŞİD kontrolündeki Rakka'dan gizli görüntüler çıkarma mücadelesini anlatır.
Belçikalı yönetmen Philippe Van Leeuw'un filmi, Insyriated (2017) savaş sırasında bir apartman dairesinde hayatta kalmaya çalışan bir ailenin bir gününü konu alır. Savaşın gündelik yaşamı nasıl şekillendirdiğini çarpıcı bir dille işler. A Private War (2018) filminde ünlü savaş muhabiri Marie Colvin'in hayatını ve Suriye'de yaşadığı son görevini anlatan biyografik bir filmdir. Colvin'in Humus kuşatmasındaki rolü merkezdedir. Suriye asıllı iki yönetmen, Rana Kazkaz ve Enes Halef tarafından çekilen The Translator (2020) 2011 protestoları sırasında kardeşini bulmak için ülkesine dönen bir çevirmenin hikâyesini aktarır. Türk yönetmen Derviş Zaim'in yönettiği Flaşbellek (2020) işkenceyle ölen tutukluları fotoğraflamakla görevliyken ellerindeki fotoğraflarla 2013'te Suriye'den kaçan Sezar kod adlı Esed rejimi askerinden ilhamla çekilmiştir.
Yayın Bilgileri: Hangi Platformda ve Nasıl İzlenir?
Resmi Yayıncı ve Takvim
Ready, Steady, Cook, resmi lisans hakları kapsamında BBC One, BBC Two kanalında izleyicilerin beğenisine sunuluyor.
Kadro ve Karakter Analizi
Oyuncu kadrosunda karşımıza çıkan Ainsley Harriott, canlandırdıkları karakterlerin ruhunu ve hikayenin temposunu izleyiciye oldukça başarılı bir dille aktarıyor.
İzleme Rehberi ve Değerlendirme
Ready, Steady, Cook Dizisi, türün meraklıları için listenin üst sıralarına eklenebilecek, başarılı işlenmiş yapımlardan biri olarak dikkat çekiyor.